7 Aralık 2011 Çarşamba


Kuzu: Yeni Anayasa'da Türkçe Üstkimlik

Dil ve Edebiyat Derneği’nin (DED) 2.olağan genel kurul toplantısı yapıldı. Genel Kurulda çok sayıda tanınmış simanın bulunması dikkat çekti. Derneğin Kurucu Başkanı ve AK Parti’nin Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Erdem , İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş , TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve ak parti milletvekili burhan kuzu , milletvekilleri , Türk dil Kurumu Başkanı Şükrü Haluk Akalın , AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu , Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç ve ilçe belediye başkanları , AK Parti il ve ilçe yöneticileri , diğer illerden gelen dedŞube başkanları ile çok sayıda misafir kurulda hazır bulundu.

Divan Kurulu’nun seçimiyle başlayan toplantıda daha sonra ded ile ilgili bir sinevizyon gösterimi yapıldı.


Anayasada Üst Kimlik Dili Türkçe

Dil ve Edebiyat Derneği'nin ikinci olağan genel kurul toplantısı İstanbul'da gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan TBMM Anayasa Komisyon başkanı Burhan Kuzu, yeni anayasanın ipuçlarını şu sözlerle verdi:

"Avrupa ülkelerinin anayasalarının madde sayısı az, metinleri kısa. İngilterede yazılı metin yok. Koca Amerika 7-8 paragraflık madde ile yönetiliyor. Ama doğuya gittiğinizde madde sayısı artıyor. Bunlardan şu sonuca vardım, eğer bir ülke gelişmiş ise anayasası kısa, gelişmemiş ise uzun oluyor. Kısa yazalım biz de yazalım gelişelim. Yok, geliştiğin zaman kısa olur. dolayısıyla biz bunu zorlayacağız."

Kuzu, Türkçenin yeni anayasadaki önemine de dikkati şöyle çekti: "Türkçe üst kimlik, dil olarak orada duracak, elbetteki alttaki diller öğrenebilir. Onun sakıncası yok. Yeni anayasa çerçevesinde bu konu çok önemli bir şekilde yer alacak"

Burhan Kuzu yeni anayasa hazırlanırken Türk Dil Kurumu ve Akademisyenlerden gelecek her türlü öneriye açık olduklarını da belirtti.

'Yeni Anayasa Farklı Yorumlara Meydan Vermemeli !'

Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Haluk Akalın ise yeni anayasanın farklı yorumlara meydan vermemesini istedi.

"Bir anayasa maddesini, ben okuduğumda başka türlü, siz okuduğunuzda başka türlü, bir başka kişi okuduğunda başka türlü anlıyorsa, yorum yapabiliyorsa o anayasanın metni iyi yazılmamış demektir."


Burhan Kuzu'dan yeni Anayasa'nın ipuçları

Dil ve Edebiyat Derneği'nin ikinci olağan genel kurul toplantısı İstanbul'da gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan TBMM Anayasa Komisyon başkanı Burhan Kuzu, yeni Anayasa'nın ipuçlarını şu sözlerle verdi:

"Avrupa ülkelerinin anayasalarının madde sayısı az, metinleri kısa. İngilterede yazılı metin yok. Koca Amerika 7-8 paragraflık madde ile yönetiliyor. Ama doğuya gittiğinizde madde sayısı artıyor. Bunlardan şu sonuca vardım, eğer bir ülke gelişmiş ise anayasası kısa, gelişmemiş ise uzun oluyor. Kısa yazalım biz de yazalım gelişelim. Yok, geliştiğin zaman kısa olur. Dolayısıyla biz bunu zorlayacağız."

Kuzu, Türkçenin yeni anayasadaki önemine de dikkati şöyle çekti:

"Türkçe üst kimlik, dil olarak orada duracak, elbetteki alttaki diller öğrenilebilir. Onun sakıncası yok. Yeni Anayasa çerçevesinde bu konu çok önemli bir şekilde yer alacak"

Burhan Kuzu yeni Anayasa hazırlanırken Türk Dil Kurumu ve Akademisyenlerden gelecek her türlü öneriye açık olduklarını da belirtti.

YENİ ANAYASA FARKLI YORUMLARA MEYDAN VERMEMELİ

Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Haluk Akalın ise yeni Anayasa'nın farklı yorumlara meydan vermemesini istedi.

"Bir anayasa maddesini, ben okuduğumda başka türlü, siz okuduğunuzda başka türlü, bir başka kişi okuduğunda başka türlü anlıyorsa, yorum yapabiliyorsa o anayasanın metni iyi yazılmamış demektir."


Burhan Kuzu'dan yeni Anayasa'nın ipuçları

Dil ve Edebiyat Derneği'nin ikinci olağan genel kurul toplantısı İstanbul'da gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan TBMM Anayasa Komisyon başkanı Burhan Kuzu, yeni Anayasa'nın ipuçlarını şu sözlerle verdi:

"Avrupa ülkelerinin anayasalarının madde sayısı az, metinleri kısa. İngilterede yazılı metin yok. Koca Amerika 7-8 paragraflık madde ile yönetiliyor. Ama doğuya gittiğinizde madde sayısı artıyor. Bunlardan şu sonuca vardım, eğer bir ülke gelişmiş ise anayasası kısa, gelişmemiş ise uzun oluyor. Kısa yazalım biz de yazalım gelişelim. Yok, geliştiğin zaman kısa olur. Dolayısıyla biz bunu zorlayacağız."

Kuzu, Türkçenin yeni anayasadaki önemine de dikkati şöyle çekti:

"Türkçe üst kimlik, dil olarak orada duracak, elbetteki alttaki diller öğrenilebilir. Onun sakıncası yok. Yeni Anayasa çerçevesinde bu konu çok önemli bir şekilde yer alacak"

Burhan Kuzu yeni Anayasa hazırlanırken Türk Dil Kurumu ve Akademisyenlerden gelecek her türlü öneriye açık olduklarını da belirtti.

YENİ ANAYASA FARKLI YORUMLARA MEYDAN VERMEMELİ Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Haluk Akalın ise yeni Anayasa'nın farklı yorumlara meydan vermemesini istedi.

"Bir anayasa maddesini, ben okuduğumda başka türlü, siz okuduğunuzda başka türlü, bir başka kişi okuduğunda başka türlü anlıyorsa, yorum yapabiliyorsa o anayasanın metni iyi yazılmamış demektir."


Türkçe sözcük bakımından zengin bir dil…

Çorum Belediyesi ile Dil ve Edebiyat Derneği tarafından düzenlenen “Günümüz Türkçesinin Sorunları” konulu konferans Devlet Tiyatro Salonu’nda gerçekleştirildi. Konuşmacı olarak Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın’ın katıldığı konferansa Belediye Başkanı Muzaffer Külcü, Emniyet Müdürü Necmettin Emre, Belediye Başkan Yardımcısı Zeki Gül, Baro Başkanı Mahmut Bayatlı ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Ali Özüdoğru ile vatandaşlar katıldı.

Konferansta konuşan TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Türkçenin eklentili bir dil olduğunu, yeni sözcükler üretilmesinde bunun zenginlik sağladığını, sözcük olarak çok büyük bir artış yaşandığını, o nedenle Türkçenin sözcük bakımından zengin bir dil olduğunu belirterek, “Türkçenin anlatım gücüyle donanmalıyız” dedi. TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Son dönelerde Türkçenin söylenişinde ve yazılışında bir takım sorunlar yaşandığını kaydederek, “ Son yıllarda Türkçenin söylenişinde, yazılışında bir takım sorunlar yaşamaya başladık. Yabancı dillerin etkisini özellikle İngilizcenin etkisi Türkçede hem yazımımızı yani imlamızı, hem söyleyişimizi yani telaffuzumuzu etkilemeye başladı ve giderek Türkçe kelimeleri İngilizce kuralına göre yazma eğilimi başladı.” dedi.

Türkçenin bazı özelliklerine de dikkat çeken TDK Başkanı Akalın, Türkçenin en erken yaşta öğrenilen dil olduğunu ifade ederek, “Ana dilini en erken yaşta Türk çocukları öğreniyor” dedi. Türk alfabesinde olmayan harflerle Türkçe sözcüklerin yazıldığına dikkat çeken TDK Başkanı Akalın, Türkçede olmayan harflerle yazılan bazı sözcükleri örnek göstererek bunların Türkçe yazım kurallarına uygun olmadığını söyledi. Acaba Türkiye’de mi yaşıyoruz diye sormamız gerekiyor….

Konuşmasında iş yeri adlarında yabancı sözcük kullanımlarının yaygınlaşmasına değinen ve bunu sunu örnekleriyle gösteren TDK Başkanı Akalın, büyükşehirlerden ilçelere ve beldelere kadar yayılan iş yeri adlarını görünce, “Acaba burası Türkiye mi diye sorduğumuz, bu manzara karşısında yabancılaşma örneklerini yaşıyoruz. Bu tablo karşısında, bu yabancılaşma karşısında acaba burası Türkiye mi Türkiye’de mi yaşıyoruz diye sormak gerekir. ” dedi. Türkçenin özellikle iş yeri adlarında yabancılaşmaya yöneldiğine dikkat çeken Akalın, bu nedenle Türkçenin kan kaybettiğini söyledi.

Türkiye’de yabancı sözcüklerin gereksiz bir biçimde kullanıldığında dikkat çeken TDK Başkanı Akalın, yabancı sözcüklerle yazılmış bazı tabela yazılarını dinleyicilerle paylaştı. Akalın’ın verdiği bazı örnekler dinleyicileri uzun müddet güldürdü. Sorun Türkçede değil, yabancı kelimeleri kullananlarda… Yabancılaşma dolayısıyla Türkçenin yazılışının ve söylenişinin bozulduğunu ifade eden Akalın, “Ama bu sorunlar Türkçenin sorunları değil aslında. Türkçenin hiçbir zaman böyle bir sorunu olmadı diye düşünüyorum. Çünkü Türkçe güçlü bir dil. Sorun nerede? Sorun bu yabancı kelimeleri kullananlarda. İşyerlerine yabancı isimler veren insanlarda yani bizlerde.” şeklinde konuştu. Türkçenin ilk yazılı kaynaklarının Orhun Abidelerinde görüldüğünü ifade eden TDK Başkanı Akalın, Türkçenin çok eski tarihlere dayandığını, birçok dilde Türkçe sözcük bulunduğunu, Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügat-it Türk adlı eserinde 8500 sözcük bulunduğunu belirtti.

Türkçenin güçlü bir dil olduğunu vurgulayan TDK Başkanı Akalın bunu verdiği örneklerle anlattı.Türkçe 600 Bine yaklaşan söz varlığıyla zengin bir söz varlığına sahip… Türkçenin bir başka güç kaynağının söz varlığı olduğunu örnekleriyle anlatan Akalın, “Türkçenin bir başka güç kaynağı söz varlığıdır. Türkçenin söz varlığının zaman zaman kısır olduğunu ifade edenleri duymuşunuzdur. Türkçenin söz varlığı son derece kısır. Türkçe ile bilim yapılamaz, felsefe yapılamaz derler. Halbuki öyle değil” diyerek, Türkçenin ilk sözlüğü olan Kaşgarlı Mahmut’un 1000 yıl önce yazdığı Divan-ı Lügat-it Türk’te 8500 sözcük olduğunu, bugün bu sayının güncel Türkçe Sözlükte 119.000 sözcüğe ulaştığını, deyimler, atasözleriyle beraber 600 bine yaklaşan söz varlığıyla Türkçenin zengin bir sözcük varlığına sahip olduğunu söyledi. Türkçenin söz varlığına bakıldığında belirli alanlarda bir söz varlığı zenginliğinin, gücünün görüldüğüne kaydeden Akalın, Türkçedeki akraba adlarının, renk adlarının, yemek adlarının bir zenginlik olduğunu çeşitli örnekleriyle anlattı. Türkçe Ses Bayrağımız…

TDK’nın bilgi teknolojileri bağlamında yaptığı çalışmaları da ayrıntılı bir biçimde anlatan TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın konuşmasını şöyle tamamladı:” Değerli gençler; Şairimizin de söylediği gibi Türkçe ses bayrağımız. Ülke bağımsızlığı için nasıl bayrak önemli ise, bağımsızlığın göstergesi olan Türkçe hepimizin en kutsal varlığı, ortak paydasıdır. El ele verelim dilimize hep birlikte sahip çıkalım. Gelecek kuşaklara bizlere yakışır bir Türkçe bırakalım” Konferans sonrası kendine yöneltilen soruları cevaplayan TDK Başkanı Akalın’a Çorum Belediye Başkanı Muzaffer Külcü tarafından plaket, saat Kulesi maketi ile Çorum’a ait eserlerin yer aldığı kitap seti Hediye etti. Dil ve Edebiyat Derneği Çorum Şubesi Başkanı Turhan Candan: “Etkinliklerimizle Çorum’da kültür iklimine renk vermeye çalışıyoruz” Dil ve Edebiyat Derneği (DED) olarak Türkçenin kullanımına önem verdiklerini ifade eden Çorum Şube başkanı Turhan Candan, “Dil ve Edebiyat Derneği olarak dilimiz korunmasına, doğru ve etkin kullanılmasına çok önem veriyoruz. Etkinliklerimizle Çorum’da kültür iklimine renk vermeye çalışıyoruz” dedi.

Devlet Tiyatro Salonu’nda düzenlenen konferansın açılış konuşmasını yapan Turhan Candan, kuruluşlarından bugüne pek çok etkinliğe imza attıklarını ifade ederek, gerçekleştirmeyi planladıkları programlara ilişkin de bilgi verdi. Dernek olarak tüm Türkçe ve edebiyat öğretmenlerin, öğrencilere ve kültür-sanata ilgi duyan herkese kapılarının açık olduğunu dile getiren Candan, “Halkımızdan gelecek katıları çok önemsiyoruz. Yapacağımız çalışmalarla, birkaç yıl içerisinde Çorum’un kültür iklimine önemli katkılar sunmayı hedefliyoruz” dedi. Mehmet Akif Ersoy’u anma programı gerçekleştirdiklerini ifade eden Turhan Candan, ardından Mehmet Akif İnan’ı anma programı düzenlediklerini, bunların yanı sıra dernek merkezinde her hafta söyleşi programlarıyla sanata ve kültüre önem veren insanları bir araya getirdiklerini, yaklaşık 1,5 ay süren Safahat Okumaları ile gençlerin Mehmet Akif’in düşünce dünyasını tanımalarına katkı sağladıklarını dile getirdi. Candan, 14 Mart tarihinde başlattıkları Yazarlık Okulu Projesi’nden de bahsederek, yeni başlayan Sezai Karakoç Okumaları çalışmasının da devam ettiğini duyurdu. Nisan ayında Kutlu Doğum Etkinlikleri’ne hazırladıklarının da müjdesini veren Candan, sırada Necip Fazıl Kısakürek Okumamaları Projesi’nin yer alacağını bildirdi.



TDK Başkanı'ndan yeni anayasa uyarısı

Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, yeni anayasanın dilinin açık ve anlaşılır olması gerektiğini belirterek, ''Cümle yapısının kurallı olması, düzgün olması gerekmektedir. Bir anayasa maddesini ben okuduğumda başka türlü, siz okuduğunuzda başka türlü, bir başkası okuduğunda bir başka anlıyorsa, yorum yapabiliyorsa, o anayasanın metni iyi yazılmamış demektir'' dedi.

Dil ve Edebiyat Derneği Olağan Genel Kurulu'nda konuşan Akalın, günümüzde sivil toplum örgütlerinin öneminin giderek arttığını, derneğin de çok ciddi faaliyetlere imza attığını kaydetti. Akalın, Türkçe'ye en uygun klavyenin F olduğunu, bu alanda dernek başkanı Ekrem Erdem'in önemli çalışmalar yaptığını bildirdi.



Sivil toplum örgütlerinin yeni dönemde çok etkin olacağını ifade eden Akalın, şunları söyledi:

''Önümüzde bir anayasa çalışması var. Anayasanın geniş bir toplumsal uzlaşıyla çıkacağı ifade ediliyor. Olması gereken de bu zaten. İşte bu noktada sivil toplum kuruluşlarına büyük görevler düşüyor. Yeni anayasa çalışmalarında, özellikle üzerinde durması gereken konu, anayasanın dilinin açık ve anlaşılır olmasıdır. Cümle yapısının kurallı olması, düzgün olması gerekmektedir. Bir anayasa maddesini ben okuduğumda başka türlü, siz okuduğunuzda başka türlü, bir başkası okuduğunda bir başka anlıyorsa, yorum yapabiliyorsa, o anayasanın metni iyi yazılmamış demektir. Ben hukukçu değilim ama başka ülkelerin anayasasına baktığımız da görüyoruz; kısa bir metin var ortada. Böyle yüzlerce maddeden oluşan bir anayasa yok ve anlatım da son derece kısa, açık ve anlaşılır.''

TDK olarak bu konuda son derece duyarlı davrandıklarını dile getiren Akalın, ''Noktalama işaretlerine varıncaya kadar anayasanın dilinin yanlış anlamalara meydan vermeyecek bir biçimde açık ve anlaşılır olması gerektiğini dile getiriyoruz. Bu konuda toplumun bütün kesimleri farklı açılardan anayasayı değerlendirecek. Ama temelde dilin dikkate alınmadığı, yazım kurallarının hiçe sayıldığı veya gözden kaçırıldığı bir anayasa metni ortaya çıkarsa, hangi konular ele alınmış olursa olsun sıkıntılı bir durum ortaya çıkacaktır. Bu bakımdan sivil toplum kuruluşlarının anayasanın yapısı konusunda görüşler bildirirken, derneğimiz gibi, TDK gibi kurumlar da anayasanın dilinin açık ve anlaşılır olması konusunda düşünce bildirmesini bekliyoruz'' ifadelerini kullandı.

''Türkçe bu ülkede yaşayanların ortak dilidir''

Dünyada 6 bin 912 dil olduğunu, ortalama ülke başına 35 dil düştüğünü kaydeden Akalın, sözlerine şöyle devam etti:

''Bu gerçeğin kabul edilmesi gerekiyor. Türkiye'de de dilleri farklı olan insanlar var. Bu konuda ölçümüz ne olmalı- Her ülkede devletin resmi bir dili olduğuna göre, Türkçe Osmanlı devletinden bu yana, devletimizin resmi dili olduğuna göre, Türkçe'nin ikinci bir özelliği daha ortaya çıkıyor; o da Türkçe'nin ortak dil olmasıdır. Türkçe bu ülkede yaşayan insanların aynı zamanda ortak dilidir. Osmanlı İmparatorluğunda bugünden daha çok farklı dili konuşan insanlar vardı. Ancak yine de Osmanlının dili Türkçe'ydi. Bununla birlikte insanların kendi dillerini konuşmalarını, öğrenmelerini sağlamak zorundayız. Bu gerçekleri kabul ettiğimiz de Türkçe'nin bu ülkedeki insanların büyük bir bölümünün ana dili olduğunu ama aynı zamanda Türkçe'nin bu ülkenin de ortak dili olduğunu kabul ettiğimizde bence bu tartışmalar boşlukta kalacaktır. Bazıları bunları farklı yönlere çekmek isteyebilir ama bu konularda ben bir uzlaşma sağlayacağımızı ve Türkiye'ye yakışır bir anayasa hazırlayacağımızı düşünüyorum.''


DED, 2. Olağan Genel Kurulu'nu Yaptı

Dil ve Edebiyat Derneği’nin (DED) ikinci olağan genel kurul toplantısı önemli isimlerin katılımına sahne oldu. Derneğin Kurucu Başkanı ve AK Parti’nin Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Erdem, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti Milletvekili Burhan Kuzu, Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Haluk Akalın, AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu, çok sayıda milletvekili, ilçe belediye başkanları, AK Parti il ve ilçe yöneticileri, diğer illerden gelen DED Şube başkanları ile çok sayıda misafir katıldı.

Divan Kurulu’nun seçimiyle başlayan toplantıda daha sonra DED ile ilgili bir sinevizoy gösterimi yapıldı. Toplantıda ilk olarak söz alan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, DED’in önemli ve takdire şayan hizmetlerde bulunduğunu belirterek, dernek yönetimini kutladı.

Daha sonra söz alan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve DED Başkanı Ekrem Erdem, dernek kongresine gösterilen ilgiden dolayı katılımcılara teşekkür ederek, “Bildiğiniz gibi, derneğimiz 22 Mayıs 2008’de 102 seçkin üyemizin imzasıyla kuruldu. Kuruluş aşamasında ve kuruluşundan sonra bugüne kadar, derneğimize maddi, manevi destek veren, zaman ayıran herkese teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Böylesi önemli bir dernekte kurucu olmayı onur sayarak yanımızda yer alan değerli üyelerimize ve daha sonra aramıza katılan siz değerli üyelerimize şükranlarımı sunuyorum.” dedi.

Derneğin Genel Merkez ile birlikte toplam 13 şubesi bulunduğunu belirten Başkan Ekrem Erdem, bu şubelerin Sivas, Sinop, Çorum, Osmancık, Ankara, Bursa, Kocaeli, Karaman, Yozgat, Konya, Ordu ve Mersin olduğunu söyledi. Başkan Ekrem Erdem, derneğin yaptığı çalışmalarla kamu yararına çalışan dernek statüsü kazandığını ifade etti. Başkan Ekrem Erdem, şunları söyledi:

“Biliyorsunuz, dil, millet ve milliyeti meydana getiren unsurların başında gelir. Dil, millet fertleri arasındaki anlaşmayı sağlayan, millî birliğin esasını ve özünü teşkil eden bir araçtır. Toplumlar millet olmayı bir dile sahip olmakla elde ederler ve millî varlıklarını da kendi dilleri ile koruyabilirler. Millî kültürün doğması ve gelişmesi de dile bağlıdır. Bir milletin dili bozulursa, kültürü de bozulur; sanat, edebiyat ve fikir sahalarında çöküntüler meydana gelir. Bilerek veya bilmeyerek günlük konuşmalarımızda; “uyum” yerine “adapte”, “çaba” yerine “efor”, “büyük” yerine "makro", “küçük” yerine "mikro", “torba” yerine "poşet" gibi pek çok kelimenin Türkçesi yerine yabancı dildeki karşılıklarını kullanır hale geldik.

Ayrıca “Rumeli” yerine “Roumelie”, “Durak” yerine “DoRock”, “Paşa” yerine “Pasha” ve “Eylül’ün” yerine “Eylül’s” gibi Türkçe veya Türkçeleşmiş kelimeleri yabancı dil kurallarına göre yazarak kullanmak sıradanlaştı. Daha da vahim olanı ise “evet”in yerini “Yes”ler ve “Okey”ler aldı, vedalaşmalarımız“bye bye”’larla yapılır oldu. Dilimize karşı kayıtsızlık ve özenti maalesef iş adamlarımızı ve esnafımızı da etkilediğinden üretilen mal ve ürünlerin isimlerinde, ticari unvan ve adlarda yabancılaşma süratle artmaktadır. Şehirlerimizin cadde ve meydanlarında dolaşıldığında, mağaza ve işletmelerin isimlerine bakıldığında nasıl bir kirlenme yaşadığımız rahatlıkla görülebilmektedir. En önemli milli varlığımız, farkında olmadan yavaş yavaş elimizden kayıp gitmektedir.

Türkçemiz her gün biraz daha bozulmakta ve cümle bozukluklarına hemen herkesin konuşmasında rastlanılmaktadır. Dil eğitimi, ilk ve orta öğretimin en önemli hedeflerinden birisi olmasına rağmen, yeni yetişen nesillere, okullarımızda, dilimizin doğru dürüst telaffuz edilip konuşulması ve yazılması öğretilememektedir. Bu ve buna benzer gerekçelerle; 15 Mayıs 2006 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılması, Türkçenin korunması ve etkin kullanımı için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi” amacıyla 105 imzalı bir meclis araştırması önergesi verdik. Önerimiz kabul gördü. Mecliste bulunan parti guruplarının ittifakı ile komisyon kuruldu. Üç aylık bir çalışma yapıldı.

TBMM başkanı Sayın Bülent Arınç başta olmak üzere Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik ile Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Atilla Koç’un yanında büyük çoğunluğu akademisyen olan 39 kişinin görüşüne başvuruldu. Fikrine müracaat edilen uzmanların görüş ve önerileri doğrultusunda hazırlanan raporda, problemler tek tek tespit edilerek sebepleri ve çözüm önerileri ortaya kondu ve Meclis başkanlığına ve ilgili kurumlara sunuldu.

Komisyon üyesi bazı arkadaşların, çalışmaların burada bırakılmaması gerektiği ve raporda sunulan çözüm önerilerinin hayata geçirilmesinin takipçisi olmak ve özellikle de toplumda dil bilincinin yerleşmesini sağlamak amacıyla dernek kurulması düşüncesi kabul gördü ve derneğin kurulmasına karar verildi.”

"Yeni Anayasada Türkçe Üstkimlik..."

Toplantıya katılan Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu da, yeni anayasanın temelini ise Türkçe'nin oluşturacağını belirtti.

Toplantıda konuşan TBMM Anayasa Komisyon başkanı Burhan Kuzu, yeni anayasanın ipuçlarını şu sözlerle verdi:
"Avrupa ülkelerinin anayasalarının madde sayısı az, metinleri kısa. İngilterede yazılı metin yok. Koca Amerika 7-8 paragraflık madde ile yönetiliyor. Ama doğuya gittiğinizde madde sayısı artıyor. Bunlardan şu sonuca vardım, eğer bir ülke gelişmiş ise anayasası kısa, gelişmemiş ise uzun oluyor. Kısa yazalım biz de yazalım gelişelim. Yok, geliştiğin zaman kısa olur. dolayısıyla biz bunu zorlayacağız."

Kuzu, Türkçenin yeni anayasadaki önemine de dikkati şöyle çekti:
"Türkçe üst kimlik, dil olarak orada duracak, elbetteki alttaki diller öğrenebilir. Onun sakıncası yok. Yeni anayasa çerçevesinde bu konu çok önemli bir şekilde yer alacak"

Burhan Kuzu yeni anayasa hazırlanırken Türk Dil Kurumu ve Akademisyenlerden gelecek her türlü öneriye açık olduklarını da belirtti.

"Yeni Anayasa Farklı Yorumlara Meydan Vermemeli !"

Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Haluk Akalın ise sözlerine “Böylesine seçkin bir topluluğun önünde konuşmak ve böylesine seçkin bir topluluğun üyesi olmak benim için çok büyük bir şeref. Bir hayalin gerçekleştiğini görmek benim için ayrıca bir mutluluk kaynağı. Ben de derneğin dokuzuncu üyesi olarak bu derneğe büyük bir şerefle kaydolmuştum.” diyerek başladı.

Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Haluk Akalın, yeni anayasanın farklı yorumlara meydan vermemesini istedi. Anayasa yapım çalışmalarına da değinen TDK Başkanı Akalın, "Bir anayasa maddesini, ben okuduğumda başka türlü, siz okuduğunuzda başka türlü, bir başka kişi okuduğunda başka türlü anlıyorsa, yorum yapabiliyorsa o anayasanın metni iyi yazılmamış demektir." diye konuştu.

Toplantı yedek ve asil olmak üzere yeni genel kurul üyelerinin seçimiyle son buldu.


Yabancı dil için kendi dilimizi öğrenmeliyiz

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Dil ve Edebiyat Derneği Genel Başkanı Ekrem Erdem, yabancı dil öğrenmenin ilk şartının Türkçe'yi iyi öğrenmek olduğunu söyledi.

Ekrem Erdem, Derneğin genel kurulunda yaptığı konuşmada, Türkçe'nin içinde bulunduğu sorunun çok derin olduğunu belirtti. Bir milleti millet yapan en önemli değerin dil olduğunu aktaran Erdem, ''Dil yoksa millet yok, dil yoksa insan yok. İnsanı insan yapan özellik dildir. Dil yoksa, kişilik yok. 'İyi insan', 'kötü insan' diye birtakım tarifler yaparız. Aslında farkında olmadan şunu ifade ederiz; 'iyi insan' dediklerimiz, 'kaliteli insan' dediklerimiz kesinlikle ana diline hakim olan insanlardır. Kendini ifade edemeyen insanlar, kesinlikle kötü insandır. Yani görüntü itibariyle söylüyorum. 'Ne kadar kibar insan' diyorsanız, kesinlikle Türkçe'yi iyi konuşuyor demektir'' diye konuştu.

Bu kadar önemli olmasına rağmen, Türkçe dersinin önemsenmediğini vurgulayan Erdem, şöyle devam etti:
''Şu anda okullarda bir anket yapsak, en sevilmeyen derslerin başında Türkçe gelir. Veliler, 'Türkçe'den de sınıfta bırakılır mı-' Bırakılır. Halbuki Türkçe'yi doğru şekilde öğretmediğiniz zaman, hayata kötü başlıyor demektir. Matematikte başarılı olmasını istiyorsanız, kesinlikle ilk önce ana dil meselesinin halledilmesi gerekir. Bugün Türk milletinin en çok şikayet ettiği konulardan bir tanesi, yabancı dili öğrenemiyoruz. Yabancı dili öğrenmenin ilk şartı Türkçe'yi iyi öğrenmektir. Ana dilini bilmiyorsun ki, yabancı dili öğrenesin. Temel sorunlardan bir tanesi budur. İnsanların arasındaki şiddetin, kavganın en önemli sebebi, yer geliyor dilde düğümleniyor. Aile içi şiddetin sebebi nedir- Kendini ifade etmekte zorlanan ya da karşı tarafın anlamadaki zorluklarından kaynaklanan sorunlardan dolayı, ifadenin başka bir şekli olan şiddet devreye giriyor. Öncelikle Türkçe'yi nasıl öğreteceğimiz ve nasıl seveceğimizle ilgili çalışmalar yapmamız gerekiyor. Ancak gerçekten toplumda ciddi bir duyarsızlık var ve kimsenin de derdi değil.''

Türkçe'nin hoyratça kullanıldığını ifade eden Erdem, ''Söyleyen farkında değil ama beni rahatsız ediyor. Türkiye dünyanın en zengin ve güçlü dillerinden bir tanesine sahip. Ben iddia ediyorum; bugün dünyanın en çok kelimeye sahip dili İngilizce'dir, Türkçe de bundan az değildir. Ben şu anda Türk Dil Kurumunun sözlüğüne bakıyorum, sayısız kelimeyi bulamıyorum. Siz Türkçe deyince, yalnız Türkiye'yi niye düşünüyorsunuz- Buna Azerbaycan'ı, Türk dünyasını da kattığınız zaman, Osmanlıca'yı kattığınız zaman eğer İngilizce'den daha az kelimesi oluyorsa, ben bir şey bilmiyorum. Arşivlerdeki kitapları bir taramaya tabi tutalım, 700 bin kelimeden çok daha fazla kelimemiz olacaktır diye düşünüyorum'' ifadelerini kullandı.

Genel Kurula, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu, Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu da katıldı.


Kuzu: Yeni Anayasa'da Türkçe üstkimlik

Dil ve Edebiyat Derneği’nin (DED) ikinci olağan genel kurul toplantısı yapıldı.Genel Kurulda çok sayıda tanınmış simanın bulunması dikkat çekti. Derneğin Kurucu Başkanı ve AK Parti’nin Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Erdem, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti Milletvekili Burhan Kuzu, milletvekilleri, Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Haluk Akalın, AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu, Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç ve ilçe belediye başkanları, AK Parti il ve ilçe yöneticileri, diğer illerden gelen DED Şube başkanları ile çok sayıda misafir kurulda hazır bulundu.

Divan Kurulu’nun seçimiyle başlayan toplantıda daha sonra DED ile ilgili bir sinevizoy gösterimi yapıldı. Toplantıda ilk olarak söz alan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, DED’in önemli ve takdire şayan hizmetlerde bulunduğunu belirterek, dernek yönetimini kutladı.

Ekrem Erdem: İnsanı insan yapan özellik dildir.

Daha sonra söz alan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve DED Başkanı Ekrem Erdem, dernek kongresine gösterilen ilgiden dolayı katılımcılara teşekkür ederek, “Bildiğiniz gibi, derneğimiz 22 Mayıs 2008’de 102 seçkin üyemizin imzasıyla kuruldu. Kuruluş aşamasında ve kuruluşundan sonra bugüne kadar, derneğimize maddi, manevi destek veren, zaman ayıran herkese teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Böylesi önemli bir dernekte kurucu olmayı onur sayarak yanımızda yer alan değerli üyelerimize ve daha sonra aramıza katılan siz değerli üyelerimize şükranlarımı sunuyorum.” dedi.

Derneğin Genel Merkez ile birlikte toplam 13 şubesi bulunduğunu belirten Başkan Ekrem Erdem, bu şubelerin Sivas, Sinop, Çorum, Osmancık, Ankara, Bursa, Kocaeli, Karaman, Yozgat, Konya, Ordu ve Mersin olduğunu söyledi. Başkan Ekrem Erdem, derneğin yaptığı çalışmalarla kamu yararına çalışan dernek statüsü kazandığını ifade etti. Başkan Ekrem Erdem, şunları söyledi:

“Biliyorsunuz, dil, millet ve milliyeti meydana getiren unsurların başında gelir. Dil, millet fertleri arasındaki anlaşmayı sağlayan, millî birliğin esasını ve özünü teşkil eden bir araçtır.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Dil ve Edebiyat Derneği Genel Başkanı Ekrem Erdem, bir milleti millet yapan en önemli değerin dil olduğunu vurgulayarak, “Dil yoksa millet yok, dil yoksa insan yok. İnsanı insan yapan özellik dildir” diye konuştu.

Ekrem Erdem, Derneğin genel kurulunda yaptığı konuşmada, Türkçenin içinde bulunduğu sorunun çok derin olduğunu belirtti. Bir milleti millet yapan en önemli değerin dil olduğunu aktaran Erdem, ’’Dil yoksa millet yok, dil yoksa insan yok. İnsanı insan yapan özellik dildir. Dil yoksa kişilik yok. ’İyi insan’, ’kötü insan’ diye birtakım tarifler yaparız. Aslında farkında olmadan şunu ifade ederiz; ’iyi insan’ dediklerimiz, ’kaliteli insan’ dediklerimiz kesinlikle ana diline hâkim olan insanlardır. Kendini ifade edemeyen insanlar, kesinlikle kötü insandır. Yani görüntü itibariyle söylüyorum. ’Ne kadar kibar insan’ diyorsanız, kesinlikle Türkçeyi iyi konuşuyor demektir’’ diye konuştu.

"Türkçe dersi önemsenmiyor"

Bu kadar önemli olmasına rağmen, Türkçe dersinin önemsenmediğini vurgulayan Erdem, şöyle devam etti: ’’Şu anda okullarda bir anket yapsak, en sevilmeyen derslerin başında Türkçe gelir. Veliler, ’Türkçeden de sınıfta bırakılır mı?’ Bırakılır. Hâlbuki Türkçeyi doğru şekilde öğretmediğiniz zaman, hayata kötü başlıyor demektir. Matematikte başarılı olmasını istiyorsanız, kesinlikle ilk önce ana dil meselesinin halledilmesi gerekir. Bugün Türk milletinin en çok şikâyet ettiği konulardan bir tanesi, yabancı dili öğrenemiyoruz. Yabancı dili öğrenmenin ilk şartı Türkçeyi iyi öğrenmektir. Ana dilini bilmiyorsun ki, yabancı dili öğrenesin. Temel sorunlardan bir tanesi budur. İnsanların arasındaki şiddetin, kavganın en önemli sebebi, yer geliyor dilde düğümleniyor. Aile içi şiddetin sebebi nedir? Kendini ifade etmekte zorlanan ya da karşı tarafın anlamadaki zorluklarından kaynaklanan sorunlardan dolayı, ifadenin başka bir şekli olan şiddet devreye giriyor. Öncelikle Türkçeyi nasıl öğreteceğimiz ve nasıl seveceğimizle ilgili çalışmalar yapmamız gerekiyor. Ancak gerçekten toplumda ciddi bir duyarsızlık var ve kimsenin de derdi değil.’’

Türkçenin hoyratça kullanıldığını ifade eden Erdem, ’’Söyleyen farkında değil ama beni rahatsız ediyor. Türkiye dünyanın en zengin ve güçlü dillerinden bir tanesine sahip. Ben iddia ediyorum; bugün dünyanın en çok kelimeye sahip dili İngilizcedir, Türkçe de bundan az değildir. Ben şu anda Türk Dil Kurumunun sözlüğüne bakıyorum, sayısız kelimeyi bulamıyorum. Siz Türkçe deyince, yalnız Türkiye’yi niye düşünüyorsunuz? Buna Azerbaycan’ı, Türk dünyasını da kattığınız zaman, Osmanlıcayı kattığınız zaman eğer İngilizceden daha az kelimesi oluyorsa, ben bir şey bilmiyorum. Arşivlerdeki kitapları bir taramaya tabi tutalım, 700 bin kelimeden çok daha fazla kelimemiz olacaktır diye düşünüyorum’’ ifadelerini kullandı.

"Yeni Anayasada Türkçe Üstkimlik.."

Toplantıya katılan Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu da, yeni anayasanın temelini ise Türkçe'nin oluşturacağını belirtti.

Toplantıda konuşan TBMM Anayasa Komisyon başkanı Burhan Kuzu, yeni anayasanın ipuçlarını şu sözlerle verdi: "Avrupa ülkelerinin anayasalarının madde sayısı az, metinleri kısa. İngilterede yazılı metin yok. Koca Amerika 7-8 paragraflık madde ile yönetiliyor. Ama doğuya gittiğinizde madde sayısı artıyor. Bunlardan şu sonuca vardım, eğer bir ülke gelişmiş ise anayasası kısa, gelişmemiş ise uzun oluyor. Kısa yazalım biz de yazalım gelişelim. Yok, geliştiğin zaman kısa olur. dolayısıyla biz bunu zorlayacağız."

Kuzu, Türkçenin yeni anayasadaki önemine de dikkati şöyle çekti: "Türkçe üst kimlik, dil olarak orada duracak, elbetteki alttaki diller öğrenebilir. Onun sakıncası yok. Yeni anayasa çerçevesinde bu konu çok önemli bir şekilde yer alacak"

Burhan Kuzu yeni anayasa hazırlanırken Türk Dil Kurumu ve Akademisyenlerden gelecek her türlü öneriye açık olduklarını da belirtti.

"Yeni Anayasa Farklı Yorumlara Meydan Vermemeli !"

Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Haluk Akalın ise sözlerine “Böylesine seçkin bir topluluğun önünde konuşmak ve böylesine seçkin bir topluluğun üyesi olmak benim için çok büyük bir şeref. Bir hayalin gerçekleştiğini görmek benim için ayrıca bir mutluluk kaynağı. Ben de derneğin dokuzuncu üyesi olarak bu derneğe büyük bir şerefle kaydolmuştum.” diyerek başladı. Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Haluk Akalın, yeni anayasanın farklı yorumlara meydan vermemesini istedi. Anayasa yapım çalışmalarına da değinen TDK Başkanı Akalın, "Bir anayasa maddesini, ben okuduğumda başka türlü, siz okuduğunuzda başka türlü, bir başka kişi okuduğunda başka türlü anlıyorsa, yorum yapabiliyorsa o anayasanın metni iyi yazılmamış demektir." diye konuştu.

Toplantı yedek ve asil olmak üzere yeni genel kurul üyelerinin seçimiyle son buldu.

Haber7

"Osmanlı Sarayındaki Kadın Sultanların Anlatılmayan Tarihleri" Konferansı

Çorum Belediyesi'nce "Osmanlı Sarayındaki Kadın Sultanların Anlatılmayan Tarihleri" konulu konferans düzenlendi.

Devlet Tiyatro Salonu'ndaki konferansın açılışında konuşan Çorum Belediye Başkan Yardımcısı aynı zamanda Dil ve Edebiyat Derneği (DED) Çorum Şubesi Başkanı Turhan Candan, yaz boyunca kentteki açık alanlarda dernek olarak çeşitli etkinlikler gerçekleştirdiklerini belirtti.

Candan, kentin kültür ve sanat hayatına kış boyunca da renk katmaya devam edeceklerini ifade etti.

Konferansa konuşmacı olarak katılan Gazeteci-Yazar Sibel Eraslan son zamanlarda televizyon kanallarında çok işlenen bir konu olan Osmanlı sarayındaki kadın sultanların hayatlarının tarih kitaplarında yeterince yer almadığını belirtti.

Osmanlı sarayındaki kadın sultanların anlatılmayışının, onların doğru tanınmamasına yol açtığını ifade eden Eraslan, Türkiye'nin yanı sıra hala pek çok ülkede kadın sultanların vakıf eserlerine rastlandığını kaydetti.

Eraslan, Osmanlı tarihindeki kadın sultanlarla ilgili şu bilgileri verdi:

"Belirli bir dönemde özellikle harf inkılabından sonra maalesef mirasımızı reddetmişiz. Bugün çok meşhur bir dizi var. O kadar kötü bir Hürrem Sultan tablosu çizilmiş ki, ama biz hala o sultanın yaptırdığı hastanede şifa buluyoruz. Şehzadelerin yetiştiği memleketlere gittiğinizde mutlaka kadın sultanların yaptırdığı bir eserle karşılaşırsınız. Kadın sultanlar, adete Osmanlı sultanlarının halkla ilişkiler uzmanları gibi çalışmışlardır. Hürrem Sultanı diğer sultanlardan ayıran özellik ise çok okuyup yazıyor olmasıdır. Hürrem Sultan, eşi için siyasi raporlar hazırlayan bir kadın sultandır. İşgal edilene kadar Kudüs'te Hürrem Sultan'ın yaptırdığı aşevinde üç öğün sıcak çorba pişerdi. Manisa'ya gittiğiniz de Hafize Sultan'ın yaptırdığı dünyanın belki de sayılı tımarhanelerinden birine rastlarsınız. Osmanlıdaki kadın sultanlar devlet ile halk arasında köprü vazifesi görüyordu."


Dil ve Edebiyat Derneği Genel Kurulu’nda konuşan Erdem: "İnsanı insan yapan özellik dildir."

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Dil ve Edebiyat Derneği Genel Başkanı Ekrem Erdem, bir milleti millet yapan en önemli değerin dil olduğunu vurgulayarak, “Dil yoksa millet yok, dil yoksa insan yok. İnsanı insan yapan özellik dildir” diye konuştu.

Ekrem Erdem, Derneğin genel kurulunda yaptığı konuşmada, Türkçenin içinde bulunduğu sorunun çok derin olduğunu belirtti. Bir milleti millet yapan en önemli değerin dil olduğunu aktaran Erdem, ’’Dil yoksa millet yok, dil yoksa insan yok. İnsanı insan yapan özellik dildir. Dil yoksa kişilik yok. ’İyi insan’, ’kötü insan’ diye birtakım tarifler yaparız. Aslında farkında olmadan şunu ifade ederiz; ’iyi insan’ dediklerimiz, ’kaliteli insan’ dediklerimiz kesinlikle ana diline hâkim olan insanlardır. Kendini ifade edemeyen insanlar, kesinlikle kötü insandır. Yani görüntü itibariyle söylüyorum. ’Ne kadar kibar insan’ diyorsanız, kesinlikle Türkçeyi iyi konuşuyor demektir’’ diye konuştu.

Bu kadar önemli olmasına rağmen, Türkçe dersinin önemsenmediğini vurgulayan Erdem, şöyle devam etti: ’’Şu anda okullarda bir anket yapsak, en sevilmeyen derslerin başında Türkçe gelir. Veliler, ’Türkçeden de sınıfta bırakılır mı?’ Bırakılır. Hâlbuki Türkçeyi doğru şekilde öğretmediğiniz zaman, hayata kötü başlıyor demektir. Matematikte başarılı olmasını istiyorsanız, kesinlikle ilk önce ana dil meselesinin halledilmesi gerekir. Bugün Türk milletinin en çok şikâyet ettiği konulardan bir tanesi, yabancı dili öğrenemiyoruz. Yabancı dili öğrenmenin ilk şartı Türkçeyi iyi öğrenmektir. Ana dilini bilmiyorsun ki, yabancı dili öğrenesin. Temel sorunlardan bir tanesi budur. İnsanların arasındaki şiddetin, kavganın en önemli sebebi, yer geliyor dilde düğümleniyor. Aile içi şiddetin sebebi nedir? Kendini ifade etmekte zorlanan ya da karşı tarafın anlamadaki zorluklarından kaynaklanan sorunlardan dolayı, ifadenin başka bir şekli olan şiddet devreye giriyor. Öncelikle Türkçeyi nasıl öğreteceğimiz ve nasıl seveceğimizle ilgili çalışmalar yapmamız gerekiyor. Ancak gerçekten toplumda ciddi bir duyarsızlık var ve kimsenin de derdi değil.’’

Türkçenin hoyratça kullanıldığını ifade eden Erdem, ’’Söyleyen farkında değil ama beni rahatsız ediyor. Türkiye dünyanın en zengin ve güçlü dillerinden bir tanesine sahip. Ben iddia ediyorum; bugün dünyanın en çok kelimeye sahip dili İngilizcedir, Türkçe de bundan az değildir. Ben şu anda Türk Dil Kurumunun sözlüğüne bakıyorum, sayısız kelimeyi bulamıyorum. Siz Türkçe deyince, yalnız Türkiye’yi niye düşünüyorsunuz? Buna Azerbaycan’ı, Türk dünyasını da kattığınız zaman, Osmanlıcayı kattığınız zaman eğer İngilizceden daha az kelimesi oluyorsa, ben bir şey bilmiyorum. Arşivlerdeki kitapları bir taramaya tabi tutalım, 700 bin kelimeden çok daha fazla kelimemiz olacaktır diye düşünüyorum’’ ifadelerini kullandı.


Sibel ERASLAN
7 Aralık 2011 Çarşamba

Çorum'dan Türkiye'ye bakmak

Çorum, kurucu medeniyetlerin kesiştiği bir şehir. Katmanlar halinde bir ucu Eti Medeniyetinden Selçuklu ve Osmanlı güzergahını sürdükten sonra, Cumhuriyet döneminin tüm siyasi istasyonlarını takip edebileceğiniz bir kent... Bir yanıyla son Osmanlı bir yanıyla ilk Cumhuriyet, birbirine küsmüş dünlerden, birbiriyle barışık bugünleri ve özgüveni yüksek yarınları kurmaya niyetlenen siyasi-kültürel birikim...

Belediye Başkanı Av. Muzaffer Külcü, modern kent hizmetlerini şehrine taşımış olmanın haklı gururunu yaşıyor, TBMM'deki başarılı performansını yerel yönetimdeki temposuna kanalize edebilmiş, genç ve idealist bir ekip eşlik ediyor Başkan'a. Kurucularından olduğu Dil ve Edebiyat Derneği'nin, Çorum Belediyesi Kadın Kültür ve Sanat Merkezi ile ortaklaşa düzenlediği gecede, “Osmanlı Sarayı'ndaki Kadın Sultanların Bilinmeyen Tarihini” konuştuk. Çorum şehir tiyatrosunu geç saate rağmen doldurmuş üniversitelilerle, akademisyen ve öğretmenlerle tanışıp konuşma şansımız oldu. Üniversitelerimizin Anadolu'ya yaygınlaşırken sağladığı sosyal hayata dair renklilik, hareket Çorum'da da ciddi bir hasılayı işaret ediyor, İstanbul'dan Çorum'a üniversite eğitimi için gelmiş öğrencilerden birisi annesini çok özlemiş, oysa ben İstanbulluları hiç gurbete düşmezlermiş sanırdım...

Çorum Belediye Başkanının eşi Hatice Külcü himayesinde hizmet veren Kadın Kültür ve Sanat Merkezi'ni gezerken, el sanatları ve meslek edindirme kurslarıyla, bir yandan bilgievi diğer yandan sosyal sorumluluk projeleriyle aktifleşmiş kadınları görmek heyecan vericiydi. Aile eğitim merkezi ve kadının bireyleşme serüvenini destekleyecek projeler bir arada gündem tutabiliyor merkezde. Kültür ve Sanat idealinin Çorum gibi çok kültürlü ve farklılıkların bir arada yaşadığı şehirlerde sosyal barışı perçinlediği aşikar. Sünnisi Alevisiyle tüm Çorumlular için hizmet veren bu tür ortak paylaşım alanlarının varlığı çok önemli. Fay hatlarının üzerine kurulmuş şehirler, temellerinde yatan farklı mistik değerlerle barışamadığı müddetçe maalesef inkar ve red politikalarından başka bir şey kalmıyor elde. Oysa içinden geçmekte olduğumuz sivilleşme ve demokrasi deneyimi, geçmişte kalmış inkar, red ve asimilasyon politikalarını değiştirmemiz gerektiğini söylüyor... Muzaffer Külcü, mikro ölçekte de olsa Türkiye siyasetinin önemli fay hatlarından biriyle yüzyüze. Geçmişteki yanlış siyasetlere ve kıyamet koparmaya açık, en ufak kaşımada derhal kanayacak yaralara merhem olacak bir sosyal belediyecilik algısını yerleştirmeye uğraşıyor... Kız öğrencilerin ikinci öğretime devam edip, saat 22.00 civarında yürüyerek evlerine gidebileceği emniyetli bir şehir Çorum...

* * *

Çorum konferansım Muharrem'in 10. gününe tevafuk etti. EhliBeyt'in 680 yılında Kerbela'da yaşadığı büyük vefasızlık ve soykırımın hatırasıyla kalplerimizin sızladığı geceyi, Çorum'un Hıdırlık mevkiinde medfun büyük sahabilerle paylaştık. Suheyb-i Rumi, Ubeyd-i Gazi, Kerebi Gazi namıyla Çorum'da yatan peygamber dostlarının bahçesi bizim Eyüp Sultan'a, Bosna'daki Gazi Hüsrev Camii'ne öyle çok benziyordu ki hayret ettim. Hiç yabancılık çekmedim, sanki evimde gibiydim, burada yatacaksın deseler, türbede yatıp kıvrılacak kadar. Hz. Hüseyin'in de İstanbul seferlerine katıldığını yazar tarihler, onlar ne güzel yolculardır, yolun kendisi olmuş şahikalardır. Konferans “aşura” gecesine denk gelince, Osmanlı Sarayındaki kadın sultanların ehlibeyte olan sadakatlerinden, aşklarından, hizmetlerinden bahsetmek elzemdi. Son zamanlarda reyting alan dizilerde safahat ve komplo portresiyle çizilen Haseki Hürrem Sultan'ın Mekke-Medine arasına su kanalları yaptırmış, Arafat'taki Cebel-i Rahme'yi çepeçevre kuşatan çeşmelerden sular akıtmış, Kudüs ve Mescid-i Aksa'da, 1968'e kadar hizmet veren vakıfları aracılığıyla, misafir ve yoksulları günde üç öğün yemekle doyurmuş bir sultan olduğunu işitince hayret etti genç üniversiteliler...

İstiklal Mahkemelerinde uğradığı büyük hakszılıklarla idam edilmiş İskilipli Atıf Efendi'yse ruhaniyetle her anıma eşlik etti. Başörtüsü yasakları sebebiyle hayatı akamete uğramış tüm kızlar, onun hırkasına sarınmışlardır. Bu hırkanın ve hürriyet fikrinin dokunduğu tezgahtır Çorum... Bir Kerbela Gecesi, Çorum'dan geldim geçtim...

3 Aralık 2011 Cumartesi


Edebiyat festivali başlıyor

İstanbul önümüzdeki hafta 3. kez Edebiyat Festivali'ne hazırlanıyor. 5-10 Aralık tarihleri arasında edebiyatçılar ile edebiyatseverleri Sultanahmet'in tarihî atmosferinde buluşturacak olan 3. İstanbul Edebiyat Festivali'nde atölye çalışmalarından açıkoturum ve panellere, film gösterimlerinden konsere, sergilerden ödül törenine 20 farklı etkinlik yer alacak.

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi'nin düzenlediği 3. İstanbul Edebiyat Festivali, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin de katkılarıyla 5 Aralık'ta Sultanahmet Kızlarağası Medresesi'nde başlıyor. Festival programı, dün Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi Başkanı Ali Ural ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür Müdürü Hüseyin Öztürk tarafından Adamar Otel'de yapılan bir basın toplantısı ile tanıtıldı. Hüseyin Öztürk, toplantıda 3'üncüsü düzenlenen edebiyat festivaline sonraki senelerde de İBB'nin desteğinin devam edeceği müjdesini verdi.

Ali Ural edebiyatçıların birbiriyle ve okurlarıyla buluşmasını sağlayan İstanbul Edebiyat Festivali'nin Türk sanat ve edebiyatının renklerini yansıttığını belirtti. Ural, ayrıca 2011 yılının 'Mehmet Akif Yılı' ilan edilmesinin de etkisiyle festivalde Mehmet Akif Ersoy adına el yazması mektuplarından oluşan bir sergi düzenleneceği haberini verdi. Festivalde ayırıca daktilo, masa ve sandalye gibi özel eşyalarının yer alacağı Oğuz Atay sergisi de açılacak.

10 Aralık'a kadar sürecek festivalde film gösterimlerinden konsere, atölye çalışmalarından açıkoturum ve panellere, sergilerden ödül törenine kadar 20 farklı etkinlik yer alacak. Festivalde 44 edebiyatçı, akademisyen, uzman ve sanatçı katılacak. Festivalin son gününde Türk edebiyatına şiir, roman, hikâye ve deneme alanında katkıda bulunan 4 edebiyatçıya ödül verilecek.

Festivale katılacak isimlerden bazıları şöyle: Leyla İpekçi, Bestami Yazgan, Yıldız Ramazanoğlu, Ömer Karaoğlu, Sevinç Çokum, Sibel Eraslan, İrfan Çalışan, Cemal Aydın, Abdurrahman Şen, Gonca Özmen, Hale Kaplan Öz, Hüseyin Akın, İbrahim Ulvi Yavuz.

Festival programı

5 Aralık Pazartesi

Mehmet Akif Ersoy ve Oğuz Atay Sergisi açılışı

Roman Atölyesi: Leyla İpekçi, Hakkı Özdemir, Sevinç Çokum

Mürekkebi Kurumadan Kitap Söyleşisi: Asım Gültekin, Ömer Karaoğlu

Konser: Ertuğrul Erkişi

6 Aralık Salı

Hikâye Atölyesi: Kamil Yeşil, Güray Süngü, Yıldız Ramazanoğlu

Edebiyat Sosyolojisi Paneli: Hayrettin Orhanoğlu, Ertuğrul Aydın, Köksal Alver

Film Gösterimi: 'Cyrano de Bergerac'

Sunum ve söyleşi: Gökhan Yorgancıgil

7 Aralık Çarşamba

Şiir Atölyesi: Hüseyin Akın, Ali Günvar, Gonca Özmen

İnternet ve Edebiyat Paneli: Mahmut Bıyıklı, Gökdemir İhsan, Samed Karagöz

Kültür-Sanat Editörlüğü Atölyesi: Hale Kaplan Öz, Bedir Acar, Cem Erciyes

8 Aralık Perşembe

Çocuk Edebiyatı Atölyesi: Melike Günyüz, Bestami Yazgan, Nevzat Yüksel

Edebiyat Çeviri Paneli: Ayşe Ece, Cemal Aydın, Tozan Alkan

Sinema ve Edebiyat Uygulamaları Paneli: Abdurrahman Şen, Faysal Soysal, Metin Öztürk

9 Aralık Cuma

Deneme Atölyesi: Belkıs İbrahimhakkıoğlu, Berat Demirci, Nuri Sağlam

Şehir Yazarları Paneli: Aynur Can, Avni Çebi, Korhan Gümüş.

10 Aralık Cumartesi

Edebiyatımızın Hatırat Paneli: Kamil Büyüker, Emine Çaykara, Haluk Oral.

Açıkoturum: A.Ali Ural, Ali Galip Yener, Hüseyin Su, Metin Celal

Ödül Töreni

1 Aralık 2011 Perşembe

Tarihin Manşetleri Duygu Fırtınası Yarattı


Dil ve Edebiyat Derneği Mersin Şubesi tarafından 29 Kasım günü yapılan "Şehir Buluşmaları" etkinliğinde, ‘Siyaset ve Medya’ konuşuldu. Mersin Kent Müzesi'nde gerçekleştirilen söyleşide konuşmacı Fırat Yaman siyaset ve medyanın ortak yolculuğu hakkında dinleyicilere doyumsuz bir konuşma sundu...

Seçkin davetlilerin katıldığı toplantıda, Dil ve Edebiyat Derneği Mersin Şube Başkanı Mustafa Erim’in açılış konuşmasının ardından, Mersin’in tanınan simalarından Fırat Yaman konuşmacı olarak dinleyicilerin karşısına çıktı.

Yaman, medyanın tarihi, gelişimi ve yaşanılan süreçlerde etkilerini örneklerle sunduğu konuşmasında dinleyicileri zaman tüneline sürükledi. Medyanın kendi içinde ayakta kalma mücadelesi ve değişkenliğini geçmiş yıllara ait, önemli tarihleri barındıran örnek manşetlerle görsel bir şölen haline getirdiği konuşmasında, yazılı ve görsel basının etkilerinden bahsetti. Medyanın ve siyasetin süregelen gelişiminde dönüm noktaları sayılan olayları ve bu süreçlerin toplumsal etkilerini dile getirdi. Yaman, geçmişte baskı altında yayın yapmaya çalışılan ve kendi öngörüleriyle çeşitli haberlere ev sahipliği yapan medyanın günümüzdeki etkilerini de çeşitli anekdotlarla dinleyicilere aktardı.

Kendi içlerinde zaman zaman çelişkilere düşen, gündem yaratan büyük cümleler kuran, taraf tutma gayretinde bir yerden başka bir yöne savrulabilen medyanın, siyaset rüzgarlarıyla da yön bulduğunu hatırlattı. Partiler, görüşler, darbeler, seçimler ve nice siyasetçileri manşetlerinde ağırlayan medyanın kendi içindeki değişimini yeniden gözler önüne serdi. Medyanın siyasetle kol kola yürüdüğü yolda şekillendiği ve halka yansımalarını vurgulayan Yaman, bu süreçlerde yaşanılan olaylarıda örneklerle yineledi.

Medyanın tarafı olup olamayacağı konusuna örneklerle izahta bulunan Yaman, zihinlerde oluşan soruları aydınlattı. Dinleyicileri kimi zaman hüzünlü tarih koridorlarında, kimi zamanda tebessümlerle anımsadığı gazete sayfaları arasında yolculuğa çıkaran Yaman, medya tarihini duygusal anlarla dinleyicilerine sundu.

Dinleyicilerin büyük beğenisini toplayan, tarih manşetleriyle çıktığı yolculuk, konukların sorularıyla devam etti.

Bu Ay Kaybettiklerimiz