12 Ekim 2011 Çarşamba

Dil ve Edebiyat Derneği Sivas Şubesi'nden 5. Şiir Şöleni

Dilimiz kimliğimizdir, sloganıyla yola çıkan Dil ve edebiyat derneği yazarlık okulu, ney kursu, güzel yazı kursu, süsleme sanatları kursu, okumalar gibi faaliyetler yürütmektedir. Mart ayında düzenlediğimiz Mehmet Akif sempozyumu ile milli şairimizin kimliği ve şiirine bilimsel bir katkı sağlamayı amaçlamıştır. Faalliyetlerine yoğun ilginin olduğu derneğimiz kısa zamanda şehrimizin önemli sivil toplum örgütlerinden birisi haline gelmiştir.

Derneğimiz bu yıl beşincisi düzenlenecek olan Buruciye Şiir Akşamlarında, her yıl olduğu gibi ülkemizin önemli şairlerini konuk edecek. Buruciye Şiir akşamlarının şehrimize iki katkısından söz edebilir. Birincisi, kalem erbabına şehrimizin tanıtılması diğeri ise, yeni yetişen nesle şiirin ve edebiyatın sevdirilmesi.

2006 yılında rahmetli Erdem Beyazıt'ın katılımı ile başlayan programların üçüncüsü Erdem Beyazıt'a, dördüncüsü rahmetli Cahit Zarifoğlu'na ve bu yıl gerçekleştirecek olan program ise milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy'a ihtaf edilmiştir. Buruciye şiir akşamalarını şairlerimize vefa borcumuzun ödenmesine küçük bir katkı kabul ediyoruz.

Diğer taraftan 2011 yılı Kültür Bakanlığımız tarafından Mehmet AKİF yılı ilan edilmiştir. Programın milli şairimizin aziz hatırasına ithaf edilmesi bu bakımdan da anlamlıdır. Kültür bakanlığımızın bu güzel kararına bizlerde Sivas'ımızdan destek veriyoruz.

Programda bu yıl bir ilk daha gerçekleştirilecek iki yıldır derneğimizin yazarlık okuluna devam eden genç arkadaşlarımızdan ikisi programda kendi şiirlerini seslendirecekler.

Her yıl olduğu gibi bu yılda şairlerimizin şiirlerinden bir demeti içerisinde barındıran Buruciye Şiir antolojisi programı izlemeye gelen şiir severlere ücretsiz olarak verilecektir.

Güzel şehrimizin bir edebiyat klasiği haline gelen programımıza tüm şiir severlerin ve hemşehrilerimizin katılımını bekliyoruz...


Bilal TIRNAKÇI
DED Sivas Şube Başkanı

10 Ekim 2011 Pazartesi

Osmancık DED’de önemli programlar


Osmancık DED’de önemli programlar

Dil ve Edebiyat Derneği Osmancık Şubesi İnsan ve Psikoloji konulu sohbet programı düzenledi.Türkiye’de 12 ilde şube bulunan ve ilçe olarak sadece Osmancık’ta şubesi bulunan Dil ve Edebiyat Derneği haftanın Çarşamba günleri sohbet programları yaparak önemli konulara değinmeye devam ediyorlar.

Dil ve Edebiyat Derneği’nin sohbetlerinin bu haftaki konuğu “İnsan ve Psikoloji” konusu ile Osmancık’ın ilk psikiyatri uzmanı Vedat Bilgiç oldu. Çarşamba günü Osmancık Evinde yapılan sohbete çok sayıda DED üyesi ve davetli katılırken Osmancık Devlet Hastanesi psikiyatri uzmanı Vedat Bilgiç “İnsan ve Psikoloji” konusuyla Psikoloji tarihinde insan davranışları hakkında bilimsel açıklamalarda bulundu.

Osmancık Devlet Hastanesi psikiyatri uzmanı Vedat Bilgiç katılımcılarında fikirlerine başvurarak Psikoloji ile Din arasındaki bağa dikkat çekti.

Dil ve Edebiyat Derneği Osmancık Şubesi Başkanı Kazım Sekili her hafta Çarşamba günleri okuma ve sohbet programlarının devam edeceğini hatırlatarak vatandaşları eşleri ile birlikte Osmancık Evinde yapılan programlara davet etti.

Yönetim Kurulu Toplantısı - 08.10.2011

Dil ve Edebiyat Derneği'nde Söyleşi
GENÇLİĞİN IZDIRABI
Konuşmacı: Şule Yüksel Şenler
15 Ekim 2011(Cumartesi) Saat:14:30

6 Ekim 2011 Perşembe

Dil ve Edebiyat Dergisi Ekim Sayısı Çıktı!


Medeniyetlerin Kalbine Dokunmak!

"Kültürel Miras"

Üzeyir İLBAK

Dil ve Edebiyat Dergisi ekim sayısında medeniyetlerin kalbine dokunuyor.

Dil, edebiyat, kültür, siyaset ve bütünüyle hayatın üzerinde yükseldiği yapının koordinatları çoğu zaman gündelik yaşamın akışı içinde kaybedilir. Oysa geçmişi anlamak, bugünü anlamlandırmak ve geleceği okuyabilmek tam da ait olduğumuz tarih ve coğrafyanın koordinat düzlemindeki yerini bilmek ve bu konudaki dikkatimizi canlı tutmakla ilgilidir.

Dil ve Edebiyat Dergisi; “Medeniyetlerin Kalbine Dokunmak, Kültürel Miras” başlıklı makalesiyle Ekim sayısında bu dikkatin canlı tutulmasına çağrı yapıyor ve medeniyet algımızın nabzını tutmaya çalışıyor.

Medeniyet algımızı oluştururken birçok odak noktadan hareket eder ve bir de coğrafi merkez tayin ederiz. Dergideki yazısında Üzeyir İlbak, bu coğrafi merkezin koordinatlarını en eski yazılı kaynaklardan, stratejik tarihî olay ve çekim alanlarına dayandırarak önce belirlemeye sonra da bu merkezden hareketle ahvalimizi, ufkumuzu anlamlandırmaya çalışıyor.

İlbak, “Dünyanın kalbi Akdeniz havzasını kuşatan coğrafya, yeryüzünün en eski medeniyetlerinin neşet ettiği yerdir.” tespitini yaparken Yahudilik, İslamiyet, Hristiyanlık kaynakları başta olmak üzere Urugakina’nın ilk yazılı hukuk kurallarından kadim Mısır kültürüne, Homeros’a, İbn-i Haldun ve Braudel’e kadar uzanan bir literatür taraması yapıyor. Bununla birlikte, devraldığı kültürel mirası belleğinde ve pratiğinde taşıyan “bugün”ü de ihmal etmiyor yazar. İlbak, sadece kara ve denizlerden, taş, toprak ve sudan oluşmayan bir coğrafi merkezi işaret eden tespitlerini sorgulamalarla sürdürüyor, medeniyetlerin aynı potada birleşmesinin “bugün”e neler taşıdığını belirlememizi istiyor. İlbak’ın sorusu mavinin içinden yeşili, kırmızıyı ve beyazı ayırmak mümkün mü, gibi bir soru. Sonuç olarak, bizi biz yapan kimlik dediğimiz şeyin, bizi geleceğe taşıyıcı bir özelliği bulunacaksa, bunun kimliğimizi oluşturan renklerin, kültürel mirasın doğru bir şekilde belirlenmesi ile mümkün olacağı…

Dil ve Edebiyat Dergisi ağır ve önemli bir konuyu okuyucularının ilgisine sunuyor. Dergi her geçen gün takipçilerine daha nitelikli bir nüsha sunmanın uğraşısında yoluna devam ederken Ekim sayısında ayrıca şu yazı ve yazarlara yer veriyor:

Edebiyat ve Savaş (A’dan Z’ye), Biyografi Ustasının Kaleminden: Meşâirü'ş- Şuarâ (Âşık Çelebi) Prof. Dr. Filiz Kılıç / Sahilime İnen Hüzün Sadettin Kaplan / Sibel Eraslan (Söyleşi) “Şerefeye ‘cami balkonu’ diyen bol ödüllü ediplerimiz var.” / Kenan Çarboğa’nın Güzel Muştu’su Yavuz Bülent Bakiler / Mektuplar Neyi Taşır? Recep Garip / Gider (Şiir) Mehmet Atilla Maraş / Vakıf Duası Prof. Dr. Hikmet Özdemir / Adlarımız Yabancılaşıyor mu? Yrd. Doç. Dr. Yakup Yılmaz / Bahçekapı’dan Dünyaya Yol Giderdi M. Kamil Berse / Renklerin Dili Fatma Tavukçu.

Dil ve Edebiyat Derneği Mersin Şubesi tarafından Mersin Kent Müzesinde Tarih Dile Geldi…


Dil ve Edebiyat Derneği Mersin Şubesi tarafından düzenlenen "Şehir Buluşmaları" etkinliğinde Mersin tarihi dile geldi. Dün akşam Mersin Kent Müzesi'nde gerçekletirilen söyleşide konuşmacı Mustafa Erim kentin tarihi dokusu hakkında dinleyicilere doyumsuz bir konuşma sundu.

Seçkin davetlilerin katıldığı toplantıda, Dil ve Edebiyat Derneği Mersin Şube Başkanı Mustafa Erim konuşmacı olarak dinleyicelerin karşısına çıktı. Kent tarihi hakkında bilinmeyenleri aktardığı söyleşide Erim, Mersin'in kaderini değiştiren tüm detayları aktarırken dinleyicileri tarih koridorlarında sürükledi. Şehrin günümüze kadar geçen süreçte farklı birlikteliklerin ve dinler mozaiğinin, ticari, stratejik öneminin ve ev sahipliği ettiği toplumların anlatıldığı söyleşi Mersin aşığı gönülleri fethetmeye yetti.

Öte yandan Dil ve Edebiyat Derneği Mersin Şubesi tarafından Mersin'in kültür hayatına katkıda bulunmak ve dil ve edebiyata gönül vermiş insanları bir araya getirmek için her 15 günde bir Salı günleri "Şehir Buluşmları" etkinliğinin bu yılda tertip edileceği duyruldu.



4 Ekim 2011 Salı

DED Kitabevi



             Dil ve Edebiyat Derneği Kültür dünyasına katkıda bulunmak maksadıyla Eyüp’teki Genel Merkezimizin caddeye bakan köşesinde DED Kitabevi’ni hizmete açmıştır. Edebiyat ve Tarih ağırlıklı kitapların satışa sunulduğu kitabevimizde %40lara varan indirimler yapılmaktadır.
Tüm Yayınevlerinin kitaplarının satışının yapıldığı DED Kitapevi’nde özellikle İstanbullu kitapseverlerin bulmakta zorlandığı; TDK, TTK, TÜBİTAK gibi kuruluşların yayınları da raflarda yerini alacaktır.
Önümüzdeki günlerde Sanal ortamda kitap satışına başlayacağımız İnternetten kitap satışı projemiz hayata geçmek üzeredir.
Programlı olarak yazarlarla imza günleri düzenlenecek ve yazar söyleşileri, salon ve bahçemizde gerçekleştirilecektir.
Kitapseverleri ve özellikle kitap kurtlarını kitapevimize çay içmeye ve kitap raflarında dolaşmaya bekliyoruz.



         

3 Ekim 2011 Pazartesi

DED Osmancık Şubesi , Osmancık Kaymakamı İbrahim KÜÇÜK‘ü Ziyaret Etti


Dil ve Edebiyat Derneği (DED) Osmancık Şubesi başkan ve üyeleri, Osmancık Kaymakamı İbrahim KÜÇÜK'ü makamında ziyaret ederek dernek ve çalışmaları hakkında bilgi sundular.

Osmancık Şube Başkanı Kazım SEKİLİ, derneğin yaptığı ve yıl içinde yapmayı planladığı faaliyetler hakkında Kaymakam KÜÇÜK'e bilgi verdi.

Türkiye'de 12 ilde şubesi bulunan DED'in ilçe olarak sadece Osmancık'ta kurulduğunu vurgulayan SEKİLİ, derneğin okuma günlerinde Kaymakam KüÜÇÜK'ü aralarında görmekten mutluluk duyacaklarını ifade etti.

Kaymakam KÜÇÜK ise, günümüzde okuma alışkanlığının fazla olmadığını belirterek, ''Teknolojinin de gelişmesiyle birlikte maalesef artık okuma alışkanlığı fazla değil. Okuma dakikalarla sınırlandırılmamalı, isteyen istediği kadar kitap okumalı'' dedi.

1 Ekim 2011 Cumartesi

Dil ve Edebiyat Dergisi Ekim Sayısı Çıktı!


Medeniyetlerin Kalbine Dokunmak!

"Kültürel Miras"

Üzeyir İLBAK

30 Eylül 2011 Cuma

Susanna Tamaro‘dan blog yazarlarını kızdıracak sözler


Susanna Tamaro'dan blog yazarlarını kızdıracak sözler


Yeni “e- hayatlar” hakkında ne düşünüyorsunuz? Sanal bir dünyada duyarlı ve duygusal kalmak mümkün mü?

Böyle bir dünyada insani duyguları koruyabilmek sanırım oldukça zor. Belki sadece bunun dışında olanlar, sanallaşan ve gittikçe soyut bir hal alan bu yeni hayat tarzının sınırlarını ve tehlikelerini açıkça görebilir.

Böyle bir dünyada yazmak zor olmuyor mu?

Elbette zor oluyor. Bunun özellikle iki nedeni var. Birincisi, yazmak son derece yoğunlaşmak isteyen bir işken günümüz dünyası bu konsantrasyona izin vermiyor. Öte yandan, yazmak -en azından benim anladığım şekliyle- insanın karanlık yönünü deşmek anlamına gelir ki, çağımız bu derinliği hiç sevmiyor. Günümüzde, insanın bilimsel denetime ve yönteme gelmeyen böyle gizemli bir yanı olduğu kabul edilmek istenmiyor.

Kitabın geleceğini nasıl görüyorsunuz? Örneğin, Umberto Eco e-kitabın gerçek kitabı asla yenemeyeceği görüşünde. Ona katılıyor musunuz?

Umberto Eco’nun görüşüne tamamıyla katılıyorum. Kitap, yeri doldurulmayacak bir nesnedir. E-kitap çok rahattır. Ben de yolculuğa çıktığımda kilolarca kitap taşımak yerine yanıma bunlardan bir tane alıyorum, ama gerçek bir kitapla e-kitap okumak arasında fark var. Bazen bana imzalatmak için getirdikleri bir kitaba bakıyorum da, sanki binlerce meydan muharebesi yaşamış gibi görünüyor. Kahve lekeleri, domates sosu lekeleri, altı çizili satırlar, kenara alınmış notlar... İşte bu kitaplara bayılıyorum, çünkü okurun hayatını paylaşmış oldukları belli. Oysa elektronik kitap böyle bir şeyi asla yaşayamayacaktır.

Blog yazarları hakkında ne düşünüyorsunuz? Herkes bir şeyler yazıyor ve bu e- sözcüklerini yayınlamaya yelteniyor. Yazar olmak bu kadar kolay mı?

Blog yazarlarının gerçek yazarlar olduğuna inanmıyorum. Bu, en azından benim yazıya yüklediğim anlam karşısında böyle. Blog yazarlığı, başka türlü bir anlatım yolu. Çağımızın birbiriyle ilintili bu tip aynaları çoğunlukla yüzeysel oluyor. Kaldı ki, gerçek bir yazar olabilmek son derece zordur. Her şeyden önce yetenek ister ki, bu, hayatın bir armağanıdır. Yazarlık zengin bir kültür gerektirir ve bir de acı çekebilme yeteneği şarttır. Yazının yaratıcı işlemi sırasında ortaya çıkan güçlük, zahmet, acıdır. Bunlarla yüzleşebilmeyi bilmek gerekir ki yazının derin noktasına varılabilsin. Ancak başka bir açıdan bakılacak olursa, yazdıklarınızı kitap olarak yayınlatabilmeniz de çok zor. Ben başladığımda internet yoktu ve ilk kitabımı kabul edebilecek bir yayınevi bulabilmek için on yılımı harcadım.

Peki, ya edebiyatın gidişatı nasıl sizce?

Edebiyatta neyin ilgi çektiği, yaşadığımız anı yansıtır aslında. On yıldır polisiye ve gerilim kitapları satıyor ve bunlar okuru son derece basit bir dile alıştırarak edebiyatın yerini aldı. Elbette ben de biraz oyalanmak istediğimde bunlardan okuyorum, ama edebiyat çok daha derin bir uğraş. Ayrıca eklemek gerekir ki, internet kullanımından kaynaklanan genel bir zihinsel tembellik var. İnternete ayırdığımız zamanı edebiyat için harcayabiliriz. Ama insanların buna niyeti yok, bunu neden yapması gerektiğini anlayamıyor, çünkü edebiyatın yararsız olduğu mesajı verildi ve yaygınlaştırıldı. Oysa edebiyat, insanın oluşumu için temeldir. Edebiyat bize insanın olmanın anlamını yansıtır. Buna inanmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Kısa süre önce yeni romanınız “Sonsuza Kadar” yayımlandı. Matteo ile Nora’nın hikâyesi üzerinden giderek yaşamı, ölümü, insan olmayı irdelediğiniz bu kitabı yazarken neydi amacınız?

İnsanın, bugün sürdürmekte olduğu yaşama direnebilmesi için kılavuz olacak bir el kitabı yazabilmeyi hedefledim. Anlamlı ve gerçek bir hayat yaşamak isteyen bireylerin, hâlihazırda önemsedikleri şeyleri nasıl ateşe atabileceklerini, onlardan nasıl kurtulabileceklerini göstermek istedim. Son otuz yılda gerçekleşen hızlı gelişim teknolojik açıdan harika sonuçlar yarattı, ama öte yandan tehditler de çıktı ortaya. Teknolojinin kölesi olmak, sınırsız bir tüketime zorlanmak gibi… Unutmamalıyız ki nesneler insan içindir, insan nesneler için değil. Sanırım önümüzdeki yıllarda gözü tokluk, yalınlık yolunu seçmemiz, gerçeklik ve insan ilişkilerindeki özü yakalayabilmemiz için şart olacak. Bunları anlattım kitapta da...

29 Eylül 2011 Perşembe

TRT başspikeri Şener Mete, DED’in yeni dönem diksiyon kurslarının ilk konuğu olacak


Dilin Üstadı Dil Bayramı’nda DED’de

Dil ve Edebiyat Derneği Çorum Şubesi ve Çorum Belediyesi Kadın Kültür ve Sanat Merkezi TRT baş spikeri Şener Mete’yi Çorum’a getiriyor. DED’in geçen sene başlattığı ve yoğun ilgi gören diksiyon kurslarına ilgi bu yıl da bir hayli fazla.

TBMM, bakanlıklar, birçok devlet kurumu ve üniversitelerin konservatuar bölümlerinde dersler veren ünlü spiker Şener Mete ile diksiyon kursu 1 Ekim Cumartesi günü saat 14.00’te DED konferans salonunda başlayacak.

Bu zamana kadar yedi farklı diksiyon kursu açtıklarını söyleyen DED Çorum Şube Başkanı Turhan Candan diksiyon kurslarına yüzlerce kişinin başvuruda bulunduğunu, bu taleplere cevap vermeye çalıştıklarını ifade etti. Candan, “Başlayacak olan yeni dönem ilk diksiyon kursunda ilk dersi ülkemizde Türkçeyi en iyi kullanan seçkin kişilerin başında gelen TRT başspikeri sayın Şener Mete verecektir. Kursun sonunda başarılı olan kursiyerlerimize Milli Eğitim Müdürlüğü'nden onaylı sertifika veriyoruz. Diksiyon öğreticisi Meltem Çınar gözetiminde sürdürdüğümüz diksiyon kurslarının 8.sine başlıyoruz. Daha öncede ünlü spikerlerden Mesut Mertcan, TRT spikeri Jülide Sönmez, rahmetli Sacit Onan, Kanal A spikeri Osman Yılmaz ve pek çok ünlü spikeri konuk eden derneğimiz bu dönemde de aynı heyecanla dil ustası spikerleri konuk etmeyi sürdürecektir.” dedi.

Candan, diksiyon öğretmeni Meltem Danışman Çınar yönetiminde derslerin hafta sonları 13.30’da başlayacağını yine belediye bünyesinde faaliyetlerine devam eden Kadın Kültür ve Sanat Merkezinde de hanımlara yönelik diksiyon kurslarının hafta içi Pazartesi ve Çarşamba günleri aynı saatte süreceğini kaydetti.

DED Çorum Şubesi ‘Arap Baharı ve Türkiye‘ konulu konferans düzenledi.


‘Türkiye Arap ülkelerine örnek’

Çorum Belediyesi ile Dil ve Edebiyat Derneği Çorum Şubesi ortaklaşa 'Arap Baharı ve Türkiye' konulu konferans düzenledi. 27 Eylül Salı akşamı Dil ve Edebiyat Derneği Konferans Salonu’nda düzenlenen ve Prof Dr. Mevlüt Uyanık'ın konuşmacı olarak katıldığı programı Dil ve Edebiyat Derneği Çorum Şube Başkanı Turhan Candan ve çok sayıda vatandaş izledi.

Mevlüt Uyanık, konuşmasında Arap dünyasının Tunus'ta "Yasemin Devrimi" adı altında başlayan Mısır'da ivme kazanan ve Libya'da iç savaşa dönüşen dünya ölçeğinde en fazla bireysel silahlanmanın olduğu Yemen'de ise "sivil itaatsizlik" eylemleriyle başlayıp kabile-yönetim ve terör (El-Kaide) savaşlarına dönüşen bölgesel bir uyanış rüzgârının etkisi altında kaldığını belirterek Araplar’ın bu olayları "2. Arap Baharı" diye isimlendirdiğini söyledi.

Arap halklarının değişiklik istediğini ama gerçekten demokratik bir yönetim gelecek ve kaynakları azami oranda halkın ihtiyaçları için kullanacak mı? sorusunun ise belirsizliğini koruduğuna dikkat çeken Uyanık, “Öyle görünüyor ki bu zor; çünkü en son Mısır örneğine baktığımız zaman "Mübareksiz bir Mübarekçilik" söz konusu gibi. Yargılanma süreci başladı ama Mübarek ekibinin Mısır yönetimindeki ağırlığı apaçık ortadadır.

Uyanık, “Araplar değişiklik istiyorlar ama bunu din merkezli yani bir nevi İslamcılık şeklinde olmasını istemiyorlar. Zaten oldukça muhafazakâr olan yapıya dini yorumlarla meşruiyet sağlanıyor. İktidar tarafı, Başkanlık sarayı önündeki Seb'ın caddesinde kılınan Cuma namazı hutbesinde toptan 'Allah'ın ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin' diyor fitne ile ilgili hadisleri okuyorlar. Allah'a, Hz. Peygambere ve sizden olan Emir'e itaat edin, eğer ayrılığa düştüğünüz bir husus olursa Allah'a götürün" ayetini vurguluyorlar. Allah'ın sabredenlerle beraber olduğunu ve ayrılığa düşüp enerjiyi boşa harcanmaması gerektiğini söylüyorlar. "İsyan'ul Medeni" denilen itaatsizliğin hayatı kilitlediğini, yolları kesmenin, gazı kesmenin fitne olduğunu anlatıyorlar. Nitekim Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih de muhalefeti yol kesici, terörist ve müfsitler olarak niteledi. Meydan okumalarına aynı meydan okumayla cevap vereceklerini söyledi. Kendisine 32 yıl iktidarda olduğunu söyleyenlerin, üç ay içinde memleketi felakete sürüklediğini belirtmesi tam bir paradokstu. Yani mevcut durumun iyi olmadığını o da kabul etmektedir. Nitekim İstanbul'da dünyanın en fakir 48 ülkesinin durumunu görüşmek için yapılan uluslararası toplantıda Yemen var. Buna karşılık, muhalefette önemli ölçüde ayetlerden hareket ediyor ve silahsız bir direnişi öncelediklerini söylüyorlar.”

Özgür ve demokratik bir yönetimin olabilirliği için de Türkiye'yi örnek gösterdiklerini belirten Uyanık, “Türkiye'de son onlu yıllarda İslami değerleri önemseyen muhafazakâr bir yönetim var ama batı ile ilişkilerini geliştirmek isteyen, demokratik değerleri evrensel kriterler ölçüsüne yükseltmek için Avrupa Birliği’ne girme sürecini hızlandıran bir ülke olarak görüyorlar. Başbakan Erdoğan 1990'lı yıllarda İstanbul belediye başkanlığı döneminden bu yana yaptıklarıyla "pozitif örnek" olarak sunuluyor.” dedi.

Uyanık, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ziyaretinin ve halkın arasına karışıp onlarla görüşmesinin pozitif örneği iyice pekiştirdiğini, bireysel bu tutumların örnekliğinde tabiî ki Türkiye'nin başta Filistin ve Gazze ablukasına yönelik siyasi tutumlarının, Suriye ve Libya'da sivil halka yönelik uygulamaların kaldırılmasını talep etmesinin, Somali’de olduğu gibi toplumsal ve insani dramda çözüm için çabalamasının, uluslararası alanda sürekli mazlumun yanında olup, saldırganı kınamasının oluşturduğu minnettarlığın büyük etkisi olduğunu belirtti.

27 Eylül 2011 Salı

Neden F klavye? - Yalçın BAYER



Yalçın BAYER

Neden F klavye?

“F klavye, dünyanın en bilimsel klavyesidir. Bu özelliğine Türkçenin matematikselliği ve bilimselliğin fiziksel gerekleri de eklenince ortaya mükemmel bir klavye çıkmıştır.

Klavye Türkçeye uygun olarak hazırlanmıştır. Türkçede en çok kullanılan harfler, klavyenin ortasına (en güçlü parmakların bastığı alanlara) dizilmiş, daha az sıklıkla kullanılan harfler kullanım oranlarına göre kenarlara doğru yayılmıştır. Bu şekilde mümkün olan en yüksek yazma hızı sağlanmıştır.

F klavye sadece Türkçe değil, İngilizce, Fransızca gibi başka Latin dillerinde de hızlı yazmayı sağlayan bir klavyedir. Dünya şampiyonalarında alınan çok dilli yarış dereceleri ve rekorları bunun kanıtıdır.

3 KAT SÜRAT

Türkçeye uygun olmayan, fakat ülkemizde bilinçsizce kullanılan ve hatta İngilizceye bile uygun olmayan 1873 model Q klavye kullanmanın hiçbir avantajı yoktur. Şimdiye kadar hiçbir İngiliz ve Amerikalı Q klavyeyle anadillerinde dünya şampiyonu olamamışlarken, Türkler bugüne kadar, F klâvye sayesinde 25 rekorlu 59 şampiyonluk kazanmışlardır. Q klavyeyi, bu klavyeyi kullanan uluslar bile beğenmemektedir. Q klavyede harfler kullanım sıklığına göre değil, mekanik yazı makinelerinde harf çubuklarının birbirine takılmaması amaçlanarak dizilmiştir. Oysa bugün yazıcı makineler artık elektroniktir, harf çubuklarının birbirine takılması gibi bir sorun yoktur.
F klavye ile yazanlar Q klavyeyle yazanların 2-3 katı sürate ulaşırlar. Ortalama bir süratte yazan bir F klavye kullanıcısı saniyede 3-4 vuruş yapar. (Bilimsel eğitimle klavye kullanan kişiler saniyede 10-12 vuruşun üzerine çıkabilmektedirler.)

AVANTAJI BİLİNMİYOR

F klavye ile bilimsel yazmayı öğrenerek yazmaya harcanan zaman % 80 azaltılabilir. Böylece kazanılan zaman, bilgisayarda başka işleri yapmaya, daha hızlı çalışmaya veya öğrenmeye ya da gereken herhangi bir işe ayrılabilir.F klavye ile bilimsel çalışmanın pek çok kişinin dikkatini çekmeyen çok önemli bir avantajı daha vardır:
Anlayarak yazabilir; yazarken düşünebilir. Anlayarak veya düşünerek yazma yönteminde işlerini daha doğru yapabilir, hatalarını azaltabilir, daha verimli ve mükemmel yazılar hazırlayabilir.

Kalem yerine bilgisayarla yazanlar, gözleriyle harf ve işaretleri aramayıp, gözleriyle yazacağı metni ya da ekranı izleyebilir; böylece konsantrasyonu bozulmaz, daha verimli çalışır.”Bu bilgiyi İhsan Yener'den bizzat istedik, öğrenilmesi için. Eksik olmasın gönderdi; dileriz yararı olur.‘Şampiyon Daktilo Kursları' diye bilinen dershanesiyle Türkiye'de binlerce öğrenci yetiştiren ve onları meslek sahibi yapan ‘madalyalık' bir öğretmendir Yener...

1943'TEN BERİ MÜCADELE

Bilimsel temellere dayalı standart bir Türk klavyesi geliştirilmesinin zorunluluğuna inanmış... Bu konuda 1943'ten itibaren ‘daktilo öğretmeni' sıfatı ile sürdürdüğü çalışmalarının dikkate alınmasını ancak 1955'te başarabilmiş.

Yabancı uzmanlarla da pekiştirilmiş İhtisas Komisyonu'nca oluşturulan ‘on parmak yöntemi' ile Türkçe için ideal klavyeyi 20 Ekim 1955'te Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi'ne ‘Standart Türk Klavyesi' olarak kabul ettirdi. Türkiye'deki tüm daktilo makinelerinin F klavyeye dönüştürülmesi, 1963 yılında Gümrükler Kanunu'na eklenmesi ve 1974 yılında Türk Standartları Enstitüsü tarafından “zorunlu standart” olarak kabul edilmesiyle kesinleşti. 25 yıllık bir mücadelenin sonunda kendisine inananların da yardımları ile o günlerde ‘Klavye İnkılabı' olarak anılan bu standardizasyonu gerçekleştiren İhsan Yener, ‘F klavyenin babası'dır.
F klavyeyi öğrenen ‘iki adam' yerine geçer.

GÜNÜN SÖZÜ

“Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!.. Tercih hataları ak günlere götürmez insanları... Olacaksan bari keçi ol da bilsinler inadını, yolamasınlar tüylerini, binemesinler sırtına ve de kolay güdemesinler seni!..”
(Mehmet Halil ARIK DENİZLİ)

10 günde öğren

BİZ on parmak yazmayı, gazeteci ağabeyimiz Ertum Öcal'dan öğrenmiştik Cumhuriyet'te... Övünmek değil ama biz en az 50 kişiye de pratik yoldan, meraklılarına (yaklaşık 10 günde) on parmak daktilo öğrettiğimizi övünerek söyleyebiliriz. Bu bakımdan Türkiye'de yabancı modelle (Q modeli ile) sürdürmek isteyenler kendilerini daha çok yoruyor. Biz Hürriyet camiası olarak F klavyeyi kullanıyoruz. Y.B.

Biliyor musunuz?

İSTANBUL, Ankara ve İzmir Süryani Ortodoks Cemaati Ruhani Lideri ve Patrik Vekili Mor Filüksinos Yusuf Çetin'in metropolit oluşunun 25. yıldönümü nedeniyle 2 Ekim Pazar akşamı İstanbul Hilton'da bir davet verileceğini...

Haftada 5 litre süt

ÇİĞ Süt Üreticileri Derneği'nden: Her hafta 5 litre çiğ süt satın alınız. Haftalık yoğurdunuzu, peynirinizi çiğ sütten yapınız.
Çiğ süt gerçek gıdadır.

Neden mi F Klavye


Neden mi F klavye

Hürriyet yazarı yazdı: Türkler bugüne kadar, F klâvye sayesinde 25 rekorlu 59 şampiyonluk kazanmışlar... F klavye mi Q klavye mi tartışmalarına Hürriyet yazarlarından Yalçın Bayer de katıldı. Dünyanın en bilimsel klavyesinin F klavye olduğunu ileri süren Bayer, F klavyenin Türkçe'ye uygun olarak hazırlandığını dile getirerek, Türkiye'nin klavye yarışmalarında 25'i rekorlu 59 şampiyonluk elde ettiğini hatırlattı.

İşte Bayer'in 'Neden F klavye?' başlıklı o yazısı

“F klavye, dünyanın en bilimsel klavyesidir. Bu özelliğine Türkçenin matematikselliği ve bilimselliğin fiziksel gerekleri de eklenince ortaya mükemmel bir klavye çıkmıştır. Klavye Türkçeye uygun olarak hazırlanmıştır. Türkçede en çok kullanılan harfler, klavyenin ortasına (en güçlü parmakların bastığı alanlara) dizilmiş, daha az sıklıkla kullanılan harfler kullanım oranlarına göre kenarlara doğru yayılmıştır. Bu şekilde mümkün olan en yüksek yazma hızı sağlanmıştır. F klavye sadece Türkçe değil, İngilizce, Fransızca gibi başka Latin dillerinde de hızlı yazmayı sağlayan bir klavyedir. Dünya şampiyonalarında alınan çok dilli yarış dereceleri ve rekorları bunun kanıtıdır.

3 KAT SÜRAT

Türkçeye uygun olmayan, fakat ülkemizde bilinçsizce kullanılan ve hatta İngilizceye bile uygun olmayan 1873 model Q klavye kullanmanın hiçbir avantajı yoktur. Şimdiye kadar hiçbir İngiliz ve Amerikalı Q klavyeyle anadillerinde dünya şampiyonu olamamışlarken, Türkler bugüne kadar, F klâvye sayesinde 25 rekorlu 59 şampiyonluk kazanmışlardır. Q klavyeyi, bu klavyeyi kullanan uluslar bile beğenmemektedir. Q klavyede harfler kullanım sıklığına göre değil, mekanik yazı makinelerinde harf çubuklarının birbirine takılmaması amaçlanarak dizilmiştir. Oysa bugün yazıcı makineler artık elektroniktir, harf çubuklarının birbirine takılması gibi bir sorun yoktur. F klavye ile yazanlar Q klavyeyle yazanların 2-3 katı sürate ulaşırlar. Ortalama bir süratte yazan bir F klavye kullanıcısı saniyede 3-4 vuruş yapar. (Bilimsel eğitimle klavye kullanan kişiler saniyede 10-12 vuruşun üzerine çıkabilmektedirler.)

AVANTAJI BİLİNMİYOR

F klavye ile bilimsel yazmayı öğrenerek yazmaya harcanan zaman % 80 azaltılabilir. Böylece kazanılan zaman, bilgisayarda başka işleri yapmaya, daha hızlı çalışmaya veya öğrenmeye ya da gereken herhangi bir işe ayrılabilir. F klavye ile bilimsel çalışmanın pek çok kişinin dikkatini çekmeyen çok önemli bir avantajı daha vardır: Anlayarak yazabilir; yazarken düşünebilir. Anlayarak veya düşünerek yazma yönteminde işlerini daha doğru yapabilir, hatalarını azaltabilir, daha verimli ve mükemmel yazılar hazırlayabilir. Kalem yerine bilgisayarla yazanlar, gözleriyle harf ve işaretleri aramayıp, gözleriyle yazacağı metni ya da ekranı izleyebilir; böylece konsantrasyonu bozulmaz, daha verimli çalışır.” Bu bilgiyi İhsan Yener’den bizzat istedik, öğrenilmesi için. Eksik olmasın gönderdi; dileriz yararı olur. ‘Şampiyon Daktilo Kursları’ diye bilinen dershanesiyle Türkiye’de binlerce öğrenci yetiştiren ve onları meslek sahibi yapan ‘madalyalık’ bir öğretmendir Yener...

1943’TEN BERİ MÜCADELE

Bilimsel temellere dayalı standart bir Türk klavyesi geliştirilmesinin zorunluluğuna inanmış... Bu konuda 1943’ten itibaren ‘daktilo öğretmeni’ sıfatı ile sürdürdüğü çalışmalarının dikkate alınmasını ancak 1955’te başarabilmiş. Yabancı uzmanlarla da pekiştirilmiş İhtisas Komisyonu’nca oluşturulan ‘on parmak yöntemi’ ile Türkçe için ideal klavyeyi 20 Ekim 1955’te Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi’ne ‘Standart Türk Klavyesi’ olarak kabul ettirdi. Türkiye’deki tüm daktilo makinelerinin F klavyeye dönüştürülmesi, 1963 yılında Gümrükler Kanunu’na eklenmesi ve 1974 yılında Türk Standartları Enstitüsü tarafından “zorunlu standart” olarak kabul edilmesiyle kesinleşti. 25 yıllık bir mücadelenin sonunda kendisine inananların da yardımları ile o günlerde ‘Klavye İnkılabı’ olarak anılan bu standardizasyonu gerçekleştiren İhsan Yener, ‘F klavyenin babası’dır. F klavyeyi öğrenen ‘iki adam’ yerine geçer.

F klavye neden cazip?


F klavye neden cazip?

F klavye mi Q klavye mi tartışmalarına Hürriyet yazarlarından Yalçın Bayer de katıldı. Dünyanın en bilimsel klavyesinin F klavye olduğunu ileri süren Bayer, F klavyenin Türkçe'ye uygun olarak hazırlandığını dile getirerek, Türkiye'nin klavye yarışmalarında 25'i rekorlu 59 şampiyonluk elde ettiğini hatırlattı.

İşte Bayer'in 'Neden F klavye?' başlıklı o yazısı

“F klavye, dünyanın en bilimsel klavyesidir. Bu özelliğine Türkçenin matematikselliği ve bilimselliğin fiziksel gerekleri de eklenince ortaya mükemmel bir klavye çıkmıştır. Klavye Türkçeye uygun olarak hazırlanmıştır. Türkçede en çok kullanılan harfler, klavyenin ortasına (en güçlü parmakların bastığı alanlara) dizilmiş, daha az sıklıkla kullanılan harfler kullanım oranlarına göre kenarlara doğru yayılmıştır. Bu şekilde mümkün olan en yüksek yazma hızı sağlanmıştır. F klavye sadece Türkçe değil, İngilizce, Fransızca gibi başka Latin dillerinde de hızlı yazmayı sağlayan bir klavyedir. Dünya şampiyonalarında alınan çok dilli yarış dereceleri ve rekorları bunun kanıtıdır.

3 KAT SÜRAT

Türkçeye uygun olmayan, fakat ülkemizde bilinçsizce kullanılan ve hatta İngilizceye bile uygun olmayan 1873 model Q klavye kullanmanın hiçbir avantajı yoktur. Şimdiye kadar hiçbir İngiliz ve Amerikalı Q klavyeyle anadillerinde dünya şampiyonu olamamışlarken, Türkler bugüne kadar, F klâvye sayesinde 25 rekorlu 59 şampiyonluk kazanmışlardır. Q klavyeyi, bu klavyeyi kullanan uluslar bile beğenmemektedir. Q klavyede harfler kullanım sıklığına göre değil, mekanik yazı makinelerinde harf çubuklarının birbirine takılmaması amaçlanarak dizilmiştir. Oysa bugün yazıcı makineler artık elektroniktir, harf çubuklarının birbirine takılması gibi bir sorun yoktur. F klavye ile yazanlar Q klavyeyle yazanların 2-3 katı sürate ulaşırlar. Ortalama bir süratte yazan bir F klavye kullanıcısı saniyede 3-4 vuruş yapar. (Bilimsel eğitimle klavye kullanan kişiler saniyede 10-12 vuruşun üzerine çıkabilmektedirler.)

AVANTAJI BİLİNMİYOR

F klavye ile bilimsel yazmayı öğrenerek yazmaya harcanan zaman % 80 azaltılabilir. Böylece kazanılan zaman, bilgisayarda başka işleri yapmaya, daha hızlı çalışmaya veya öğrenmeye ya da gereken herhangi bir işe ayrılabilir. F klavye ile bilimsel çalışmanın pek çok kişinin dikkatini çekmeyen çok önemli bir avantajı daha vardır: Anlayarak yazabilir; yazarken düşünebilir. Anlayarak veya düşünerek yazma yönteminde işlerini daha doğru yapabilir, hatalarını azaltabilir, daha verimli ve mükemmel yazılar hazırlayabilir. Kalem yerine bilgisayarla yazanlar, gözleriyle harf ve işaretleri aramayıp, gözleriyle yazacağı metni ya da ekranı izleyebilir; böylece konsantrasyonu bozulmaz, daha verimli çalışır.” Bu bilgiyi İhsan Yener’den bizzat istedik, öğrenilmesi için. Eksik olmasın gönderdi; dileriz yararı olur. ‘Şampiyon Daktilo Kursları’ diye bilinen dershanesiyle Türkiye’de binlerce öğrenci yetiştiren ve onları meslek sahibi yapan ‘madalyalık’ bir öğretmendir Yener...

1943’TEN BERİ MÜCADELE

Bilimsel temellere dayalı standart bir Türk klavyesi geliştirilmesinin zorunluluğuna inanmış... Bu konuda 1943’ten itibaren ‘daktilo öğretmeni’ sıfatı ile sürdürdüğü çalışmalarının dikkate alınmasını ancak 1955’te başarabilmiş. Yabancı uzmanlarla da pekiştirilmiş İhtisas Komisyonu’nca oluşturulan ‘on parmak yöntemi’ ile Türkçe için ideal klavyeyi 20 Ekim 1955’te Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi’ne ‘Standart Türk Klavyesi’ olarak kabul ettirdi. Türkiye’deki tüm daktilo makinelerinin F klavyeye dönüştürülmesi, 1963 yılında Gümrükler Kanunu’na eklenmesi ve 1974 yılında Türk Standartları Enstitüsü tarafından “zorunlu standart” olarak kabul edilmesiyle kesinleşti. 25 yıllık bir mücadelenin sonunda kendisine inananların da yardımları ile o günlerde ‘Klavye İnkılabı’ olarak anılan bu standardizasyonu gerçekleştiren İhsan Yener, ‘F klavyenin babası’dır. F klavyeyi öğrenen ‘iki adam’ yerine geçer.