29 Mayıs 2012 Salı



“İstanbul‘un Fethinin 559. Yıl Dönümü Kutlu Olsun.”

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği
TDED Sinop Şubesinden Engelli Çocuğa Büyük Jest

Bedensel engelli Sabri Küçük’ e katıldığı Televizyon programı Canlı yayınında akülü araba hayalini gerçekleştireceği sözünü veren Dikmen Belediye Başkanı ve TDED Sinop Şubesi Başkanı Hüseyin Yüksek, sözünü tuttu.

Lisede öğrenim gören engelli öğrencimiz Sabri Küçük’ ün okula gidip gelişlerinde derslerinin aksamaması için akülü araba sözünü yerine getirinceye kadar Belediye Zabıta aracını tahsis etmiğini ve şimdi verdiği sözü yerine getirdiğini ifade etti.

Başkan Yüksek, “Bugün burada bir arabanın bağışını yapmanın çok ötesinde, engelli gençlerimizin, vatandaşlarımızın yanında olması gerektiğini de anlatmaya çalışıyoruz. Dikmen Belediye Başkanı olarak bu konuda büyük hassasiyet gösteriyorum. Bir arabayı alıp engellilerin hizmetine sunmak büyük bir yük değil, ama öğrencilerimiz için büyük bir sorunun çözümüdür. Bundan sonra engelli öğrencilerimizin hayatını kolaylaştırmak için daha çok zaman ve kaynak ayıracağız” dedi.

Başkan Yüksek, engelli olmanın bir kusur gibi algılanmaması gerektiğini, herkesin bir gün engelli olabileceğini, bu nedenle bu konuda iyileştirici adımlar atılması gerektiğini sözlerine ekledi.


28 Mayıs 2012 Pazartesi

Meraklısına Çocuk Kitapları

* Oliver Twist, Charles Dickens
* Küçük Prens, Antoine de Saint-Exupéry
* Çocuk Kalbi, Edmondo de Amicis
* Ömer Seyfettin, Hikâyeler
* Kemalettin Tuğcu, Zavallı Çocuk
* Cahit Zarifoğlu, Gülücük
* Mevlâna İdris, Sufi ile Pufi
Çocuk Edebiyatı


      “Gelişme çağındaki çocukların duygu ve düşünce dünyasına, anlama ve kavrama becerilerine seslenen edebiyata çocuk edebiyatı denir. Terim. 20. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkmış, her yaştan çocuğu hedef alan duyarlılığın ifade biçimi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Edebiyat, çocuğun zevk ve güzellik duygusu bakımından gelişmesine hizmet eder. Onu oyalama, eğlendirme ve eğitme işlevi görür. Duygu ve düşünce dünyasını dilsel ve görsel iletilerle zenginleştir...ir (Sever 2003; 9). Hayatı, insanı ve çevreyi tanıma imkânı sağlar. Çocuk, kendisi için yazılmış edebiyat eserinde, yaşadığı ortamın benzerini bulur. Yazılanlarla yaşananlar arasında ilişkiler kurar, karşılaştırmalar yapar. Çocuk edebiyatı, edebiyatın taşıdığı hemen her niteliği taşımakla birlikte eğitici yönüyle de öne çıkan bir sanal dalıdır. Amacı doğrudan doğruya eğitmek olmasa da, çocuğun dil becerisini, hayal gücünü ve yaratıcı düşünme yeteneğini geliştirmek, çocuk edebiyatının amaçları arasındadır. Çocuk duyarlığını yitirmemiş her yaştan yetişkin yazar ve şairin vücuda getirdiği çocuk edebiyatının temel kaygısı, kullanılan dil ve seçilen temalar bakımından “çocuğa görelik” ilkesidir. Nitelikli bir çocuk edebiyatı ürününden yetişkinler de zevk alabilirler. Önemli olan duyarlığın doğallığı, dilin güzelliği, metnin sağlamlığı, konunun çocuğa uygunluğu, kurgunun çekiciliği ve serüvenin akıcılığıdır. Şiirde canlı bir ses ve ritim, düz yazıda ise serüven, çocuk edebiyatı türlerinin en belirgin özellikler arasındadır.

(Şimşek 2002: 3a).” (Tacettin Şimşek, Çocuk ve Edebiyat, T.E.T. c. 4, s. 543)

(A’DAN Z’YE / Dil ve Edebiyat Dergisi 40. Sayı s.6)

24 Mayıs 2012 Perşembe

Ramazan'ın İlk Müjdecisi

Regaip Kandiliniz Kutlu Olsun!


Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği

19 Mayıs 2012 Cumartesi

19 Mayıs Atatürk’ü Anma,
Gençlik ve Spor Bayramınız Kutlu Olsun!
Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği

17 Mayıs 2012 Perşembe

TDED Sinop Şubesi Başkanı Hüseyin Yüksek Öğrencilerin Sorularını Cevaplandırdı

DİLİMİZ BİZİM KİMLİĞİMİZDİR

Dikmen Belediye Başkanı ve Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Sinop Şubesi başkanı Hüseyin Yüksek, öğrencilere Dilin öneminin, değerinin anlamını anlattı. Başkan YÜKSEK konuşmasında; "Dilimizin de bayrağımız gibi bağımsızlığımızın simgesi olduğunu; ulusal bağımsızlığımızı Atatürk’ün düşüncelerine sahip çıkarak koruyacağımızı biliyoruz. Ancak her geçen gün dilimize yabancı dillerden sözcükler girmekte ve bunlar rahatça kullanılmaktadır. Bu durum, dilimizin öz benliğini sürdürebilmesini engelleyen büyük bir tehlike yaratmaktadır oysa dilimiz bizim kimliğimizdir, kültürümüzdür. Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında Türkçe gibi varsıl bir dili olan bizler bu kötü gidişe dikkat çekmeyi; hem kendimizi hem de çevremizi bilinçlendirmeyi; dil kirliliğinin nedenlerini ve kaynaklarını belirlemeyi; dil kirliliğini ortadan kaldırabilmek için çözüm önerileri sunmayı amaçladık." dedi. Ardından öğrenciler Türkiye Dil ve Edebiyat Derneğinin kuruluş amacı ile Başkan YÜKSEK' e sorular sordular Başkan YÜKSEK de öğrencilerin sorularını cevaplandırdı.

Geçmişten bugüne kadar içimizde beslediğimiz hainler, dili yozlaştırmanın mücadelesini vermiştir. Mevcut kavramlarımızı değiştirerek dili çağdaşlaştırdığını ve sadeleştirdiğini söyleyerek gerçek kimliklerini ve kötü emellerini gizlemişlerdir. Doğu kökenli kelimelere savaş açan bu insanlar, yerlilik kisvesi altında dili “lâl” eylemişlerdir. Daha sonra da oyunun ikinci perdesini sahneye koyarak kavram açıklarını Batı kökenli dillerden aldıkları kelimelerle kapatmayı tercih etmişlerdir. Bunun adına da “çağdaşlık” demişlerdir.

Son olarak Başkan YÜKSEK öğrencilere büyüyünce ne olmak istersiniz diye sorunca çocuklar hep bir ağızdan sizin gibi çalışkan bir belediye başkanı olmak istiyoruz dediler. Ziyaret sonunda Başkan YÜKSEK Öğretmen ve Öğrencilerimize hediyelerini takdim ettiler.


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği


Üniversite Temsilciliği

15 Mayıs 2012 Salı


'KARİKATÜRÜN DİLİ'

Konuşmacı: Salih MEMECAN

19.05.2012 (Cumartesi) Saat: 14.00
TÜRKİYE DİL ve EDEBİYAT DERNEĞİ (İsmail Gaspıralı Toplantı Salonu)

Feshane Caddesi Nu:3 EYÜP/İSTANBUL
bilgi@tded.org.tr - www.tded.org.tr

Salih Memecan ile Söyleşi


'KARİKATÜRÜN DİLİ'

Konuşmacı: Salih MEMECAN


19.05.2012 (Cumartesi) Saat: 14.00
TÜRKİYE DİL ve EDEBİYAT DERNEĞİ (İsmail Gaspıralı Toplantı Salonu)
Feshane Caddesi Nu:3 EYÜP/İSTANBUL
bilgi@tded.org.tr - www.tded.org.tr

8 Mayıs 2012 Salı

97 yıl sonra ortaya çıkan ''Çanakkale'' mektubu

31 yaşında iken 7 Haziran 1915'te Seddülbahir Muharebesi'nde şehit olan Cebecioğlu İbrahim Efendi'nin 3 Mayıs 1915 günü babasına yazdığı son mektubunun, torunları tarafından 97 yıldır muhafaza edildiği ortaya çıktı.

Araştımacı-Yazar Hüseyin Lütfi Ersoy, Seddülbahir Muharebesi'nde çarpışan 42. Alay'dan sağ dönen sadece 5-6 askerin olduğunu belirterek, ''Hepsi şehit olmuştur, o Alay'da şehit olan askerlerden biri de mektubun sahibi Cebecioğlu İbrahim'dir'' dedi.

Ersoy, Cebecioğlu İbrahim’in mektubu şehit düşmeden 1 ay önce Osmanlıca yazdığını belirtti.

Cebecioğlu İbrahim Efendi'nin torunu Mehmet Cebecioğlu ise ''Dedemizin mektubunu köydeki evimizde bulduk. Mektup, 97 yıldır köydeki evde duruyormuş. Okuyunca çok duygulandım. Herkesin bilmesini istediğim için hemşehrimiz olan hocamız Lütfi Ersoy'a da mektubu ben verdim'' dedi.

Mektubunun bir bölümü şöyle:
''Merhametli velinimetim, sevgili pederim Mehmet Ağaya.


Bir kere sonsuz bir istekle ve hürmetle selam eder hayır duanızı talep ederim. Eğer beni sorarsanız, elhamdülillah duanızın bereketi ile aciz bedenim sıhhatte olup sizin ömrünüzün uzun olması için gece ve gündüz dua etmekteyim...

Bizim içinde merak etmeyesiniz. Yalnız harçlık için gayette dardayım. Her ne kadar sizlerden çekinerek istesem de para yetmiyor, zor meseledir. Duanıza ve sizlere muhtacım. 'Zira Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de haber veriyor ki benim kullarımdan bir kulum Allah yolunda savaşır da o kuluma her kim ki yardım ederse bende o kuluma kıyamet gününde yardım ederim' buyuruyor. Tabi sizler bedenen yardım edemezsiniz...

Baki ve sağ olmanızı Allah'a arz ediyorum. Mektup gönderecek olursanız Beşinci Kolorduya mensup, On dördüncü Fırkada, 42. Alay'ın Birinci Taburunun İkinci Bölüğünde Üçüncü Mangada sakin er İbrahim bilesiniz.''

Diyarbakır Kitap Fuarı başlıyor

Diyarbakır, 22-27 Mayıs tarihleri arasında Diyarbakır 3. Kitap Fuarı'na ev sahipliği yapacak.

Yaklaşık 100 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla bu sene üçüncü kez düzenlenecek fuarda geniş bir konu yelpazesi içinde konferans, söyleşi, panel, şiir dinletisi gibi 40 kültür etkinliğinde ve imza günlerinde Can Dündar ve Murathan Mungan'ın da bulunduğu 300 yazar okurlarıyla buluşma imkanı bulacak.

3. Diyarbakır Kitap Fuarı ‘nda yer alacak Sabahattin Ali “Bir Fotoğraf Camı Sergisi”nde, 41 yıllık kısa yaşamına çok sayıda eser ve tercüme sığdıran, Türkiye’nin farklı yerlerinde öğretmenlik yaparken öğrencileri üzerinde derin izler bırakan, Ankara’da Devlet Konservatuvarı’nın kuruluşunda ve ilk öğrencilerinin yetişmesinde büyük emeği olan Sabahattin Ali’nin en büyük tutkularından biri olan fotoğrafları sergilenecek.

Girişin ücretsiz olduğu fuar 22-26 Mayıs 2012 tarihleri arasında 10.30-19.30 saatlerinde, kapanış günü olan 27 Mayıs 2012 tarihinde ise 10.30-19.00 saatlerinde ziyaret edilebilir.


'Masumiyet Müzesi' açılıyor


Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un ''Masumiyet Müzesi'' isimli romanından esinlenerek hayata geçirilen ve bu özelliğiyle dünyada ilk olan müze, 28 Nisan'da kapılarını ziyaretçilere açacak.

Beyoğlu'nun Çukurcuma semtindeki müze binasının tanıtımına ilişkin düzenlenen basın toplantısında konuşan yazar Orhan Pamuk, müzenin farklı olduğuna dikkati çekerek, ''Bu müze, yaşanan bir hayatı saptıyor. Kemal ile Füsun'un aşkı ve özel yaşamı var burada'' dedi.

Müzenin açılacağı günü 4 yıldır beklediğini, ancak bu günün sürekli ertelendiğini anlatan Pamuk, 1990'ların ortasında romanı yayımladığı gün müzeyi de açmayı düşündüğünü, ancak romanın 2008'de yayımlandığını ve müze açılışının da sonraya kaldığını söyledi.

Müze için Sultanahmet ve Galata gibi yerlerde ev aradığını, ancak orta kesimin yaşadığı Çukurcuma'da karar kıldığını ve 1999'da müzenin kurulduğu binayı aldığını aktaran Pamuk, evi alırken ''Evde hayali bir aile yaşasın, o ailenin kullandığı eşyalar üzerinden hikayemi anlatayım. Sonra bu evi müzeye çevireyim,daha sonra bu aile üzerinden müze kataloğuna benzeyen roman yazayım'' şeklinde düşündüğünü ifade etti.

Pamuk, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Müzenin belgeselci yanı var. 1970'lerden günümüze kadar İstanbul'un eski otobüs ve sinema biletleri, İstanbul'da yaşamak için gerekli sigorta kartları ve banka defterleri, hepimizin günlük hayatta kullandığı pek çok belge, resimler, fotoğraflar, bu şehirde yaşamak için kullandığımız eşyalar, tuzluğundan meyvesine, giysiden mutfak eşyasına hepsinden var bu müzede. Bu müze yaşanan bir hayatı saptıyor. Kemal ile Füsun'un aşkı ve özel yaşamı var burada. Bu durum da müzeyi daha özel kılıyor. Müzenin mantığı çok basit, romanda 83 bölüm var. Müzede de kurumsal ve mantık olarak 83 vitrin ve kutu var. Müzenin mantığı, eşyayı romandaki bölümlere göre toplamaktır. Eşya, müzenin her yerinden bir şey anlatıyor. Bu müzeyi bitirdikçe romanın anlattığı hikaye ile müzenin hikayesi arasında bir ayrım doğmaya başladı. Ayrı hikayeler anlatmıyor, ancak görsel deneyimle okumak arasındaki fark var. Okumak kelimeleri kafamızın sinemasında resimlendirmek. Kelimelerle kafamızda, hayal gücümüzde film izlemektir. Müze ise kafamızda oluşturduklarımıza benzer bir şey.''


'Ruhumun derinliklerinde hala ölü bir ressam var'
''Romancılığı bırakıp niye bu müzeyle ilgileniyorsun?'' diye çok sorulduğunu ifade eden Pamuk, 7-22 yaşları arasında ressam olmak istediğini belirterek, ''Ruhumun derinliklerinde hala bir ölü ressam var. Dışarı çıkıp bir şeyler yapmak istiyor. Ben bu ressama izin verdim, resmetmek, görmekle ilgili düzenlemeler yapmak isteğimin sonucu olarak ortaya çıktı bu müze... Ancak esas sebebi bir roman yazdım bunun müzesi oldu. Dünyada bunun bir benzeri yok. İçimden geldiği gibi yapıyorum'' diye konuştu.

Müze binasının 1897 yılında yapıldığına işaret eden Pamuk, binayı bir mimar arkadaşıyla müzeye çevirmeye başladığını, ancak çalışmaların bir süre sonra durduğunu, daha sonra müze mimarı aradığını, Türkiye'de olmadığı için Alman bir müze mimarıyla tanıştığını ve onun ailesiyle beraber Türkiye'den farklı alanlarda birçok sanatçının müzeye çeşitli katkısı olduğunu bildirdi.

Aslında bütün romancıların ressamlıkla, resimle ilgisi olduğunu belirten Pamuk, ''Ruhum, resimle roman arasında ayrılmış. Bu müze bunları birleştirdi'' diye konuştu.

Pamuk, şunları kaydetti: ''Müzeyi gezmek ortalama 40 dakika ve aynı anda 70 kişinin gezebileceği kapasitede. Özellikle ilk zamanlarda yoğunluk olacağını düşündüğümüzden insanlar sırada beklemesin diye müzenin internet sitesinde bilet satışı yapacağız. İlerleyen yıllarda müzeye ilgiyi azaltmamak için çeşitli etkinlikler düzenleyip, müzeye eklemeler yapmayı düşüyorum. Füsun ile Kemal'in hayatından daha yer vermediğimiz eserler var. Ayrıca İstanbul'da henüz bir İstanbul Müzesi projesi yok. Her görüşten herkes böyle bir projede olmalı ve İstanbul'un günlük yaşantısının anlatılması. Benimkisi ummanda bir kaşık su gibi. Müzeye, bir küçük İstanbul müzesi dediler aynı zamanda.''


'Masumiyet Müzesi'
Bir romandan esinlenen ilk müze olma özelliğini taşıyan müze, Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un 2008 yılında yayımladığı ve bugüne kadar 60'a yakın ülkede okuyucularla buluşan aynı adlı romandan esinlenilerek yapıldı.

Orhan Pamuk romanında, Kemal'in sevgilisi Füsun'un eşyayı nasıl topladığını ve onları müzeye hangi mantıkla yerleştirdiğini anlatıyor. 20. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul'daki gündelik hayatı temsil eden bu eşyalar, müzede özenle düzenlenen kutular ve vitrinlerde sergileniyor.

Çukurcuma Caddesi üzerinde 1897 yapımı tarihi bir binada yer alan müzenin, ahşap merdivenlerle birbirine bağlanan 3 katı vitrinler ve yerleştirmelerle donatılıyor.

Ziyaretçilerini 1950-2000 yılları arasına dair İstanbul hayatının pek çok unutulmuş ayrıntısıyla buluşturacak müze, ziyaretçilerine romanın 83 bölümünü temsil eden 83 kutuda sergilenen sinema biletlerinden kibritlere, likör şişelerinden kapı kulplarına, minik biblolardan fotoğraflara uzanan, binlerce eşyadan oluşan bir koleksiyonun yanı sıra müzede eski İstanbul filmlerinden yaratılan bir seçki de sunuluyor.

Müzede çatıya kadar yükselen merdiven boşluğundan aşağıya süzülen ışık, romanın başkahramanları Kemal ile Füsun'un aşk hikayesi ve bu aşka tanıklık eden eşya ve mekanları aydınlatarak, müze ziyaretçilerine romanı elle tutulur, gözle görülür hale getiriyor.

Müze, 28 Nisan'da itibaren salı ve pazar saat 10.00–18.00 saatleri arasında, cuma günleri ise saat 20.00'ye kadar ziyarete açık olacak.

Sefire-i Alem Uluslararası Öğrenci Derneği Ziyareti

11.05.2012 (Cuma) Saat: 14.00
TÜRKİYE DİL ve EDEBİYAT DERNEĞİ (İsmail Gaspıralı Toplantı Salonu)
Feshane Caddesi Nu:3 EYÜP/İSTANBUL
bilgi@tded.org.tr - www.tded.org.tr